Sanki bir ses, acıya gerek yok, diyordu. O halde neden acıların en büyüklerini çekenler, acının kaçınılmazlığınını kabul etmeyenler oluyor? Sevgi ve neşenin sırrını elinde tutan bizler neden buna mahkum ediliyoruz? Ve bizi mahkum eden kim?
“İnsanlardaki bu değişiklik hiç hoşuma gitmiyor Bayan Taggart.”
‘Ne gibi?’
“Bilemiyorum. Ama onları yirmi yıldır seyrediyorum ve değişimi de fark ediyorum. Buradan telaşla geçerlerdi. Seyretmesi harikaydı. Nereye gittiğini bilen, oraya varmak için acele eden insanların telaşıydı o. Şimdi de acele ediyorlar ama korktukları için. Onları güden şey amaç değil korku. Hiçbir yere gitmiyorlar. Yalnızca kaçıyorlar. Neden kaçıp kurtulmak istediklerini bildiklerini de pek sanmıyorum. Birbirlerine bakmıyorlar. Geçerken birine değince irkiliyorlar. Çok fazla gülümsüyorlar ama çirkin bir gülümseme biçimi bu. Neşe değil de yalvarma gibi. Dünyaya neler oluyor anlayamıyorum.
Sigaraları severim Bayan Taggart. İnsanın ateş elinde tutması fikri hoşuma gider. Tehlikeli bir kuvvet olan ateş, insanoğlunun elinde evcilleştirilmiştir.