..ne var ki, burjuva ev sahiplerinin yatak odasında aile babalarıyla bir arada bulunmak ona eğlenceli gelmez, havlularla örtülü lavaboların, üzerine yığılmış pardösüler ve şapkalarla vestiyere döndürülmüş yatakların görüntüsü, tıpkı tüten bir lamba veya kandil kokusunun, yirmi yıldır elektriğe alışmış olan günümüz insanına boğucu gelmesi gibi, Swann'ı adeta nefessiz bırakırdı.
Aşık olma zevkine, ara sıra gerçekliğinden şüpheye düştüğü bu aşk uğruna yaşama zevkine karşılık, manevi hazlar meraklısı sıfatıyla ödediği bedel, bu zevkin değerini Swann'ın gözünde artırıyordu – aynı şekilde, deniz görüntüsüyle dalga seslerinin güzelliğinden emin olamayan insanlar da, ancak bu zevkleri tatmalarına imkân veren otel odasına günde yüz frank ödedikleri zaman deniz ve dalgaların güzel olduğuna ve menfaatten uzak zevklerinin üstünlüğüne inanırlar.
..yüce gönüllülük de aslında şu yeryüzünde önemi olan, insanı sivrilten tek şey. Biliyor musun, insanlar ikiye ayrılıyor: Yüce gönüllü olanlar ve olmayanlar; ben artık insanın hangi tarafta yer alacağına, kimi sevip kimi önemsemeyeceğine kesin karar vermesi gereken yaşa geldim; bir yaştan sonra insan sevdiklerine bağlanmalı, diğerleriyle harcanan zamanı telafi etmek için onlardan ölünceye kadar ayrılmamalı bence. İşte” diye ekliyordu, hafif bir heyecanla, pek farkına varmasak da, bir şeyi doğru olduğu için değil, söylemek hoşumuza gittiği için söylediğimizde, kendi sesimizi içimizden değil, dışarıdan geliyormuş gibi dinlediğimizde sesimize yansıyan heyecanla, “ben de kesin tercihimi yaptım, sadece yüce gönüllü insanları sevmeye ve daima onların arasında yaşamaya karar verdim.
Zaten gençliğindeki entelektüel inançların zayıflamasına izin vermiş ve yüksek sosyete şüpheciliği kendisi farkına varmadan bu inançlara sızmış olduğu için, Swann, zevklerimizin yöneldiği nesnelerin kendi içlerinde mutlak bir değerleri bulunmadığını, her şeyin döneme, sosyal sınıfa bağlı ve modadan ibaret olduğunu ve en bayağı şeylerin aslında en seçkin kabul edilen şeylerle yer değiştirebileceğini düşünüyordu (en azından o kadar uzun süre böyle düşünmüştü ki, hâlâ bunu söylüyordu).