Dünyayı sadece işitme duyusuyla algılayan, insanlıktan uzak, kör, mantıktan yoksun bir varlığa, adeta efsanevi bir tekboynuza, hayal ürünü bir yaratığa dönüştüğünü hissetmek, -hassas birer resim meraklısı olan gözlerinde ve keskin bir davranış gözlemcisi olan zihninde, hayatındaki kuruluğun silinmez damgasını sonsuza dek taşıyacak olan- Swann için müthiş bir rahatlama, esrarengiz bir yenilenmeydi.
Müziğin ona verdiği, yakında gerçek bir ihtiyaç haline gelecek olan haz, gerçekten de böyle anlarda, çeşitli kokular tecrübe etmekten, yani bizim için yaratılmamış olan, bize, gözlerimizle göremediğimizden şekilsiz, zihnimizle kavrayamadığımızdan anlamsız gelen, ancak tek bir duyumuzla ulaşabildiğimiz bir âlemle temas kurmaktan alacağı hazza benziyordu.
İnsanlarla genelde o ki, bize bunca acı ve mutluluk verebilme gücünü bir kişiye yüklediğimizde, o kişi başka bir dünyaya aitmiş gibi görünür gözümüze, bir şiirsellikle sarmalanır ve hayatımızı, kendisinin az çok yakınımızda bulunacağı, heyecan dolu bir akış haline getirir.
..tutku tıpkı içimizdeki geçici ve farklı bir kişilik gibi diğer kişiliğin yerini alır ve onun daha önce kendini ifade etmekte kullandığı değişmez işaretleri yürürlükten kaldırıverir.
Ara sıra bizi yalayıp geçen bu şiddetli heyecan rüzgârı, aşkın oluşturulma yöntemleri, kutsal hastalığın yayılma biçimleri arasında en etkili olanlarından biridir. Bu durumda ok yaydan çıkar, o sırada birlikte olmaktan hoşlandığımız kişi kimse, âşık olacağımız kişi de odur. Bu kişiyi o âna kadar başkalarından fazla, hatta onlar kadar beğenmiş olmamız bile gerekmez. Önemli olan, o insana düşkünlüğümüzün başka herkesi dışlamasıdır. Bu koşul da, -o kişinin eksikliğini hissettiğimiz anda, onun cazibesinin bize yaşattığı hazların aranışı yerini ansızın yine aynı kişiyi hedef alan, kaygılı bir ihtiyaca bıraktığında, yerine getirilmiş olur; bu âlemin yasaları gereği, bu saçma ihtiyacın giderilmesi imkânsız, tedavisi de zordur: Bu mantığa aykırı, istiraplı ihtiyaç, ona sahip olma ihtiyacıdır.