Korkarım kötü edebiyat, yalanlar söyleyerek kadınların ve erkeklerin kafasını sahte duygularla dolduruyor. Dünyanın yapay trajedilerini büyük ölçüde, kuşkulu kitaplardaki uyduruk öğretilere borçluyuz. Kendine acıma, duygusal yalanlar, yapay karmaşalar, geniş çapta deforme edilmiş, özensiz ya da basitçe aptal edebiyatın sonuçlarıdır.
Görünüşe bakılırsa hayatta her şey görünmez bir saatin yel kovanına göre gelişiyor: İnsan bir dakika erken “karar veremiyor”; bunu ancak olaylar ve durumlar kendi kendine kararı belirledikten sonra yapabiliyor. Diğer her şey keyfi, anlamsız, insanlık dışı, belki aynı zamanda da ahlak dışı. Hayat karar veriyor; şaşırtıcı, harikulade bir biçimde. Ve sonra her şey alabildiğine kolay ve doğal oluyor.
"Sevgi bir ruh üzerinde, o kişinin başka birini sevememesine neden olacak bir iktidar kurabilir mi?"
"Belki"
"Daha önce böyle bir şey duydum mu? Evet. Çok mu duydum? Hayır.”
"İnsan âşık olunca ruhunda neler olur?"
"Ruhta hiçbir şey olmaz" "Duygular ruhta meydana gelmez. Onların farklı bir yolu vardır. Fakat taşan nehrin çevredeki alanı sular altında bırakması gibi onlar da taşıp ruhu kaplar.”
"Zeki, akıllı bir insan bu taşkını durduramaz mı?"
"Aslında" Bu ancak belli bir dereceye kadar mümkün. Demem o ki, akıl duyguları ne yaratabilir ne de durdurabilir. Fakat onları dengeleyebilir. Toplum sal tehlike taşıyan duygular bir kafese kapatılabilir."
"Bir puma gibi mi?"
"Eh, öyle diyorsanız, puma gibi olsun" "Sonra o zavallı duygu kafeste volta atar, böğürür, dişlerini gıcırdatır, demir parmaklıkları ayırmaya çalışır. Fakat en sonunda bitkin düşer, tüyleri ve dişleri dökülür, yaşlanır, ehlileşip durgunlaşır. Böyle bir şey vardır. Ben bunu daha önce gördüm. Ve bu, aklın eseridir. Duygular ehlileştirilip terbiye edilebilir. "Kafes vaktinden evvel açılmazsa iyi olur. Çünkü puma dışarı çıkar ve eğer yeterince ehli ve durgun değilse, birtakım zararlara yol açabilir.”
.
.
..insan duygularını bazen, en iyi ihtimalle, ehlileştirip gücünü azaltabilir.