Dünya yaşlandıkça, daha da belirginleşiyor. Atom bombası ve Cezayir'deki işkenceler ve Kongo'da açlıktan ölen bebekler. Gitgide büyüyor ve kararıyor.
Gitgide daha çok insan için, gitgide daha çok acı var. Her seferinde daha da gereksiz.
Sigortalar atmış gibi. Burada kara gerçeğin yüreğindeyim.
.
Her şey aşağılık ve bencillik ve yalan.
İnsanlar kabullenmeye yanaşmıyor, çünkü sigortaların attığını göremeyecek kadar açgözlülüklerini doyurmaya vermişler kendilerini. Karanlığı ve ardındaki örümcek suratı ve hepsini saran ağı göremiyorlar. İnsan mutluluğun ve iyiliğin yüzeyini kazırsa, altından bütün çıkacak olan bu karanlıktır.
Siyah ve siyah ve yine siyah.
Şimdiye kadar hiç böylesine duygulara kapılmadığım bir yana, olabileceğini aklımdan bile geçirmemiştim. Kinden de çok, umutsuzluktan da çok. İnsan dokunamadığı şeyden nefret edemez, çoğu insanın umutsuzluk sandığını hissetmem bile olanaksız. Umutsuzluktan da öte. Artık duygularımı bütünüyle yitirmişim gibi. Görüyorum, ama hissedemiyorum.
Bugün aynaya baktım ve gözlerimde bir değişiklik fark ettim. Hem çok daha yaşlı, hem de çok daha genç bakıyorlar. Sözcüklerle olanaksız gibi geliyor. Ama tam anlamıyla böyle. Hem daha yaşlı, hem de daha gencim. Daha yaşlıyım çünkü öğrendim, daha gencim çünkü kendimi yaşlıların bana öğrettikleri bir sürü şeyden arındırdım. Ayakkabılarıma bulaşan bayatlamış fikirlerin bütün çamurundan.
Açlıktan ölen bir çocuğu karşısına çıkarabilseydim, değişimini izlemesi için gözünün önünde karnını doyurabilseydim para vereceğini biliyorum. Ama kendi eliyle almadığı, gözüyle görmediği her şeyden şüpheleniyor. Kendi yaşadığı ve gördüğü dünyadan başkasına inanmıyor. Hapiste olan asıl kendisi; iğrenç daracık şimdiki dünyasında.