Fahrule

Fahrule
@Bookrose
 °   •  .°•    ✯  *     °      °·      .   • °  •   
DÜŞÜNCELER: 1- Ben, başkaları için, o zamana dek kendi gözümde olduğumu sandığım kişi değildim; 2- Yaşadığımı göremiyordum; 3- Yaşadığımı göremediğim için, kendi kendime yabancı kalıyordum, yani başkalarının her birinin kendince görüp tanıyabildiği, benimse tanıyamadığım biri; 4- Bu yabancıyı görüp tanıyabilmek için karşıma koymam olanaksızdı; ben kendimi görebiliyordum, onu göremiyordum; 5- Bedenim, dışarıdan baktığımda, benim için düşsel bir görüntü gibiydi; yaşamayı bilmeyen, biri onu alsın diye orada bekleyen bir şey. 6- Benim onu, şu benim gövdemi, zaman zaman istediğim, duyumsadığım şey olsun diye nasıl alıyorsam, bir başka herhangi biri de kendi usulünce bir gerçeklik vermek için aynı biçimde onu alabilirdi; 7- Sonunda, şu bu gövde, kendi kendisi için öylesine hiçbir şey, öylesine hiç kimseydi ki, en küçük bir hava akımı onu bugün hapşırtabilir, yarın da alıp götürebilirdi.
Sayfa 33
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Eğer başkaları için o zamana dek kendim için olduğumu sandığım kişi değilsem, kimdim ben.
Sayfa 21
Yalnızlık hiçbir zaman sizinle birlikte değildir; her zaman sizsizdir, ancak çevrenizde bir yabancı varken olanaklıdır: yer ya da kişi, ne olursa olsun, sizi tümüyle görmezden gelen, sizin de onu tümüyle görmezden geldiğiniz bir yabancı; öyle ki isteminizle duygunuz kaygılı bir belirsizlik içinde yitik, asılı kalır; sizinle ilgili her doğrulama durduğu için, bilincinizin özdenliği de durur. Gerçek yalnızlık, kendi başına yaşayan, sizin için ne izi ne de sesi olan, böylece de yabancının siz olduğu bir yerdedir. Böyle yalnız olmak istiyordum ben. Kendimsiz. Demek istediğim, daha önce tanıdığım ya da tanıdığımı sandığım kendimsiz. Kurtulamayacağımı, benden ayrılamayan yabancı'nın benim kendim olduğumu belli belirsiz duyumsadığım bir yabancıyla birlikte tek başıma.
Sayfa 20
Böylece, birçok yolun daha ilk adımlarında durakaldım, ruhum dünyalarla ya da çakıl taşlarıyla dolu; ikisi de aynı kapıya çıkar. Ama, beni geçip ilerleyenlerin, yaşamı boydan boya geçenlerin, özde onun hakkında benden daha çok şey bildikleri doğruymuş gibi görünmüyordu bana. Kuşkusuz, önüme geçmişlerdi benim, hepsi de yiğit atlar gibi ileri atılarak; ama sonra, yolun sonunda bir araba bulmuşlardı: Kendi arabalarını. Büyük bir sabırla yapışmışlardı ona, şimdiyse sürüyorlardı onu. Bense hiçbir araba sürmüyordum; bunun için de ne dizginlerim olmuştu ne de at gözlüklerim; onlardan daha çok şey görüyordum, kesinlikle; ama sıra gitmeye gelince, nereye gideceğimi bilmiyordum.
Sayfa 11
Tüm yollara giriyordum. Ama yürümeye gelince, yürümüyordum. Her adımda duruyordum; önüme çıkan her çakıl taşının ilkin uzağında duruyor, sonra giderek yaklaşıyor, yaklaşıyor, çevresinde dönüyordum; başkalarının benim için aşılmaz bir dağın, hatta kuşkusuz içinde yerleşebileceğim bir dünyarın boyutlarını edinen o çakıl taşına hiç aldırmaksızın yanımdan geçip gitmelerine şaşıyordum.
Sayfa 11