❝Delikanlının adı Santiago idi. Akşam olmak üzereyken, terk edilmiş küçük kiliseye geldi. Ayin eşyalarının konulduğu yerde büyümüş bir fıravuninciri vardı hâlâ ve yarı yıkık çatısından hâlâ yıldızlar görülebiliyordu. Birinde buraya koyunlarıyla birlikte gelmiş ve düş görmesinin dışında sakin bir gece geçirmiş olduğunu anımsadı.❞
Dolunay ve çölün beyazlığının aydınlattığı Piramitler bütün görkemiyle karşısında yükseliyorlardı.
...
Piramitlerin geçmiş yüzyılları, aşağıda, ayakuçlarında duran insanı yukarıdan seyrediyorlardı.
❝Kumulu ağır ağır tırmanmaya başladı. Yıldızlarla dolu gökyüzü yeniden dolunayla aydınlanmıştı: Simyacı ile birlikte tam bir ay çölde yolculuk yapmışlardı. Ayışığı, kumulu da aydınlatıyordu; yarattığı gölge oyunu, çöle dalgalı bir deniz görünümü verıyor ve delikanlıya, atının dizginlerini bırakıp Simyacıya, onun beklediği işareti verdiği günü anımsatıyordu. Ayışığı, çölün sessizliğini sarıyor ve hazinelerini arayan insanların yolunu aydınlatıyordu.❞