Neden güçlü görünmek için sertleşen dünya düşüncelerine saplanıp yaralanan,kanayan ruhları reddedelim? Hele bu yaralardan,bir hastanın kötü kanı akar gibi,geçmişteki hayatlarının kötülükleri akıp giderken,hele onlar yaralarını saracak,gönüllerini nekahate kavuşturacak bir dost eli beklerlerken.
Delilik nedir?Akıl nedir?Ve en önemlisi,bu sınırı kim çizer?
Çehov’un “Altıncı Koğuş”u kısa ama sarsıcı bir metin. Yalnızca bir akıl hastanesini ya da birkaç karakterin yaşantısını anlatmıyor, aksine, duyarsızlaşmış toplumun ve sistemin çarkları arasında ezilen bireylerin hikâyesini sunuyor.
Küçük bir kasabadaki hastanenin akıl hastalarına ayrılmış Altıncı Koğuşu, zamanla toplumun yüz çevirdiği insanların toplandığı bir “unutulmuşlar bölümü”ne dönüşür. Burada kalanlardan biri de eski bir memurdur. Başhekim Andrey Yefimiç onunla tanışınca, kendi iç dünyasıyla da yüzleşmeye başlar.
İkisi arasında geçen felsefi tartışmalar çok güzeldi. Özellikle akıl ve delilik kavramlarının ne kadar göreceli olduğunu, toplumun dışladığı kişilerin aslında en bilinçli bireyler olabileceğini sorgulatır.
Çehov’un sade diliyle yazılmış bu novella, düşündürme gücü bakımından bir romandan farksız. Sayfalar az olsa da etkisi büyük. Bitirdikten sonra uzun süre etkisinden çıkamıyorsunuz. Sizi sadece kitapta değil, kendi hayatınızda da “neye göz yumduğunuzu” sorgulamaya zorluyor.
Eğer kısa ama etkili bir klasik arıyorsanız, “Altıncı Koğuş” tam size göre.