"Seni kaybettim bir kez," dedi açık açık. "Bir daha kaybetmeyeceğim."
"Çok seviyorum ben seni Lina." Alnını alnıma yasladı. "Çok seviyorum." İçim gitti ona. Kalbim ona doğru bir akış içindeydi sanki.
"Korkma cennet çiçeğim. Üstesinden gelemeyeceğimiz bir şey değil. Kolay değil ama galip çıkamayacağımız bir savaş değil. Sen varsan varım. Senin için savaşırım. Sen kendin için savaşmayı bırakma yalnızca. Yenerim Lina. Herkesi, her şeyi yenerim. Tüm ihtimalleri hesap eder, sana istediğin dünyayı inşa ederim. Bazı insanlar böyle yaşar, diye değil Lina, sen nasıl istiyorsan öyle yaşa diye."
“Uzun süre sonra adımı ilk söylediğinde beni karanlıkta bırakma, demiştin. Kendimi yakarım seni karanlıkta bırakmam, diyememiştim.”
“Yanma,” dedim üzüntüyle. “Yakma kendini benim için. Ben değmem bu kadarına.”
“Sen her şeye değersin.”
“Uyanınca kaçıyorsun, uykun olunca bana geliyorsun.”
“Kaçmıyorum,” diye mırıldandım, gerçekten uykum gelirken. “Artık
kaçmıyorum.”
“Bana doğru kaçıyorsun.”
“Evim yok benim,” diye fısıldadım gözlerim kapanırken. “Benim
evim, senin kolların.”
Yanağımda dudaklarını hissettim. “Ev sensin,” diye fısıldadı.