“Uyanınca kaçıyorsun, uykun olunca bana geliyorsun.”
“Kaçmıyorum,” diye mırıldandım, gerçekten uykum gelirken. “Artık
kaçmıyorum.”
“Bana doğru kaçıyorsun.”
“Evim yok benim,” diye fısıldadım gözlerim kapanırken. “Benim
evim, senin kolların.”
Yanağımda dudaklarını hissettim. “Ev sensin,” diye fısıldadı.
“Bak sen,” dedi keyifle. “Evlenmem kâbus sebebi yani?”
Kaşlarım çatıldı. “Aldatıldım diye sevinse miydim acaba?”
Gülümsemesi büyüdü cevabımla. Bayağı eğleniyordu şu an benimle.
“Tersi çıkar, tersi,” dedi teselli eder gibi.
Kaşlarım kalktı hiç bozuntuya vermeden. “Ben mi evleneceğim yani
başkasıyla?” diye sordum onu gıcık etmek isteyerek.
“Olmaz,” dedi net bİr sesle‘ "Evleneceksen ben seninle evlenirim.”
Kıkırdamamı tutamadım.
“Lina, Lina, Lina,” dedi sol eli yanağımı
okşarken. Karanfil kokusu esti yüzüme dudaklarından. “Sana karşı
kazanamam ben.”
Hile yaptığımı mı ima ediyordu? Hiç de değildi. Gülümsetti ama bu
beni. “Savaşıyor muyduk?”
“Yenilmek için karşı tarafın savaş açmasına gerek yok,” dedi gözlerime
bakarak tatlı tatlı.
“Yaşaman lazım senin,” dedi sevdiği gözlerinin içine bakarak. Onun
yaşam iradesini seviyordu en çok da. “Bazı insanlar...” dedi nefes verirken.
Hissizleşmeye başlayan elini zorlukla kaldırıp gözyaşlarını sildi. “Böyle de
yaşar Lina.”