Kırık kalemim kaldı yalnızca avuçlarımda. Çöken gece izler bırakır kaburgalarımda. Artık anlam aramıyorum adımlarımda. Varsın tanımasınlar, inanmasınlar bana.
Ne rüzgar eskisi gibi esiyor, ne de bir serçe eskisi gibi ötüyor o muazzam şarkısını. Ne çabuk değişti her şey, ne çabuk toprak oldu o içimdeki çocuk.
Nerede beni uyutmayan o dertler? Nerede gecelerce düşündüğüm o şahsiyetler? Tek bir saniye bile gelmez onlar hatıralarıma. Fakat yitip giden, solan her bir saniyem hiç gitmez gözlerim önünden.
Ruhum hâlâ aramakta bir şeyleri beklemenin o tatlı heyecanını. Bir ceset gibi hissiz, bir ceset gibi duygusuz artık. Nefes alabilen bir ölü doğanım. Yazık bana.
Zihnim âdeta bir mezarlık artık. Her bir mezar dolu, her bir mezarın içerisinde bir hayalim var.
Bir zamanlar huzur içerisinde uyuyan bu ölü hayaller, şimdilerde yürüyen ölülerden ibaret.
Peki ya ben? Şuradaki boş mezar bana mı ait?
Yeminler olsun üzülmeyeceğim bana aitse.
Zira ölmek, zira ölmek artık bir hayalin ölümünü daha görmekten daha tatlı gelmekte.