“Bir araştırma, erkek jüri üyelerinin obez bir kadını çek sahtekarlığından suçlu bulma olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya koydu. Kadınlarda ise böyle bir ön yargı gözlemlenmedi.”
“Ben seni özgürleştiremem ve sen de beni özgürleştiremezsin. Ama eğer sen kendini özgürleştirirsen, belki ben de seninkini örnek alarak kendi özgürlüğümü şekillendirebilirim. Kendimizi sevmenin, kendimizle iftihar etmenin, bir amaç uğruna yaşamanın ve kehanetimizi yerine getirerek kendi biricikliğimizi tüm benliğimizle gurur duyarak dünyaya sunmanın nasıl bir şey olduğunu birbirimize gösterebiliriz.”
“En büyük korkumuz yetersiz olmamız değil. En büyük korkumuz sınır tanımayan bir güce sahip olmamız. Bizi en çok korkutan şey karanlığımız değil, ışığımız. Kendimize ‘Ben kimim ki zeki, harika, yetenekli ve hayranlık uyandıran biri olayım?’ diye sorarız. Kim olduğunuzun farkında değil misiniz gerçekten? Sizler Tanrı’nın çocuğusunuz. Küçük oynamak dünyanın daha iyi bir yer olmasını sağlamaz. Kendi ışığımızı serbest bıraktığımızda, başkalarına da farkında olmadan aynısını yapma izni veririz. Kendi korkularımızdan azade olduğumuzda varoluşumuz tabii olarak başkalarını özgürleştirir.”
“Çocukken çoğumuz gerçek benliğimizi terk etmek zorunda kaldık çünkü bizim için güvenli değildi. Çocuk, çevresinde ne ‘güvenli’ görünüyorsa tabiati gereği onun etrafında şekillenen bir kimlik inşa eder.”
Kendimizi hakir görmemizin sebebinin baskılar karşısında doğamız gereği korkmamız olduğunu sanmıyorum. Bilakis, aslında kendimizi en kötü yönlerimizle tanıtmaktan ya da kendimizi küçümseyerek sunmaya koşullandırıldığımızdan kaynaklanıyor: “Aptalca bir soru olabilir ama…”, “Acaba şöyle olabilir mi…”, “Bunu daha önce düşündüyseniz özür dilerim ama…”, “Yanlışım olabilir fakat…” Başkaları dile getirmeden önce aceleyle kendi potansiyel kusurlarımızı saymaya başlarız. Ne de olsa, eğer önce davranıp ilk darbeyi kendimize vurursak başkaları eleştirileriyle bizi incitemez.