“(…) suçlular unutulmaz, cezalar hiç unutulmaz, unutkanlık düzeltici, yapıcı değildir. Affetmek sağlıksızdır. Mikroplara karşı ilaç kullanmamak, kanayan yaraya tentürdiyot dökmemek gibi bir şeydir affetmek. Uygar insan affetmez ve unutmaz (…), uygar insan cezalandırır; affetmek ve unutmak barbarlık, ilkelliktir, bu memleket yumuşak kalplilikten kalkınamamaktadır.”
“Çünkü düşünmezdi. Çünkü baskıya karşı çıkmamak üzere yetiştirilmişti. Bilmiyordu başkaldırılabileceğini; baskıyı, zorbalığı yaşamın doğal bir ögesi bellemişti. Bu baskıyı erkeklerin kurması, her bakımdan kurması da doğaldı onun için. Çünkü güçlü olan onlardı; hep başta olan, her şeye egemen olan.”
“Çiçek demek en az değişen gerçek demek. En bakımsız çiçek bile açar. Bir yıl önceki gibi açar. En kurumuş, ölmüş sandığın çiçeği bile birazcık çabayla canlandırabilirsin. Eski haline getirebilirsin. Kökü toprakta olduktan sonra her çiçeğin yaşatılma, kurtarılma olasılığı vardır.”
“Bir çocuksu ses işittim, sözcüklerini anlamadığım bir türkü mırıldanan… Türküyü, sesi, ağacın gövdesine dayanmış eli yeni doğmuş bir kişi olarak yeniden algıladım. Sonra bir kız… Bakmaya, konuşmaya, dokunmaya kıyamadığım… Koşmaca oynarken elim değdiğinde tanımadığım bir ısıyla beni ürperten… İçimi çok derin, çok büyük, sanki gövdeme sığamayacak denli büyük bir kızgınlık kapladı. Çocukken çayırlarda baharın ilk papatyalarını yolan arkadaşlarıma duyduğum kızgınlık.”