1000Kitap Logosu
Sevgi Soysal

Sevgi Soysal

Yazar
Çevirmen
BEĞEN
TAKİP ET
8.3
1.704 Kişi
5,4bin
Okunma
625
Beğeni
20,6bin
Gösterim
Unvan
Türk Yazar
Doğum
İstanbul, Türkiye, 30 Eylül 1936
Ölüm
İstanbul, Türkiye, 22 Kasım 1976
Yaşamı
Sevgi Soysal (d. 30 Eylül 1936, İstanbul - ö. 22 Kasım 1976, İstanbul) Türk yazar. Aslen Selanik'li mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüyen Sevgi Yenen, 1952'de Ankara Kız Lisesi'ni bitirdi. Bir süre Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Arkeoloji okudu. 1956 yılında şair ve çevirmen Özdemir Nutku ile evlendi, birlikte Almanya'ya gittiler. Göttingen Üniversitesi'nde arkeoloji ve tiyatro dersleri izledi. 1958'de Türkiye'ye döndü ve Korkut adını verdikleri bir oğlu oldu. 1960 ile 1961 tarihlerinde Ankara'da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu'nda ve Ankara Radyosu'nda çalıştı. Bu dönemde, toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran ''yeni gerçeklik'' akımından izler taşıyan öykü ve yazıları Dost, Yelken,Ataç, Yeditepe ve Değişim dergilerinde yayımlandı.  1961'de Ankara Meydan Sahnesi'nde Haldun Dormen'in yönettiği Zafer Madalyası adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı. Zafer Madalyası oyununda tanıştığı Başar Sabuncu ile 1965'te evlendi. Aynı yıl TRT'de program uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-1969 yılları arasında Papirüs ve Yeni Dergi'de öyküleri yayımlandı. Bu arada tezini vererek arkeoloji diplomasını aldı. Teyzesi Rosel'in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan Tante Rosa'yı yazdı. Kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı Yürümek'le TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü'nü kazandı. 12 Mart dönemi, Sevgi Soysal'ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal, kısa bir tutukluluk ardından TRT'den ayrılmak zorunda kaldı. Anayasa profesörü Mümtaz Soysal'la, Soysal'ın komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi'nde evlendi. Siyasal nedenlerle tekrar tutuklandı ve sekiz ay Yıldırım Bölge'de, iki buçuk ay da sürgüne gönderildiği Adana'da kaldı. Cezaevinde yazdığı Yenişehir'de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı'nı kazandı. Kızları Defne Aralık 1973'te, Funda ise Mart 1975'te doğdu. Adana'da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart'ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975'te yayımlandı. Bu dönemde Anka Haber Ajansı ve Sosyalist Kültür Derneği'nin kuruluşunda rol aldı. Politika gazetesinde tefrika edilen cezaevi anıları Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla kitaplaştırıldı (1976). Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1975 sonbaharında bir göğsü alındı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı Barış Adlı Çocuk, 1976'da yayımlandı. Eylül 1976'da bir ameliyat daha geçirdi ve tedavi için eşiyle birlikte Londra'ya gitti. Üzerinde çalıştığı son romanı Hoşgeldin Ölüm'ü tamamlayamadan 22 Kasım 1976'da İstanbul'da 40 yaşında öldü. Yeni Ortam ve Politika gazetelerine yazdığı yazılar, Bakmak (1977) adlı kitapta toplandı.
Tante Rosa
OKUYACAKLARIMA EKLE
Yürümek
OKUYACAKLARIMA EKLE
Şafak
OKUYACAKLARIMA EKLE
Tutkulu Perçem
OKUYACAKLARIMA EKLE
Barış Adlı Çocuk
OKUYACAKLARIMA EKLE
Bakmak
OKUYACAKLARIMA EKLE
Tekliğin Türküsü
OKUYACAKLARIMA EKLE
229 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
"Cesur kadındı Sevgi."
Bir cumartesi sabahından daha merhabalar şekerpareler .. Tanıtım az uzun .. Bir anıyla başlıcaz ve bir başka anı ile bitireceğiz.. Bir şeyler yiyip içiyorsanız az es verin .. Soluk borunuza kaçmasın yiyip içtikleriniz .. Hazırsanız buyrun başlayalım .. Bir yaz akşamı .. Spor şort üstü fanilamsı ve kolları kesik antrenman forması giymiş bir eleman .. Ayakta terlikler .. Elinde siyah poşet , içinde biralar .. Tekelden çıkıyor ve gündüz gözüyle mavi kırmızı çakarlarını açmış polis otosundan çağrıldığını görüyor.. Gel diyorlar buna. Kimlik soruluyor .. Bizimki bira almaya çıkmış ,üstünde kimlik ne arasın.. Buyrunuz deniliyor kendisine.. Nereye diyor bizimki .. Sizi karakolda misafir edelim diyor ekip otosundaki memurlar gülerek.. Davete icabet etmek lazım gelir diyor haliyle .. Atlıyor arabaya .. Başlıyorlar yol almaya .. Aracın içine girdikten sonra anlıyor ki tüm bunlar , kendisinden önce "alınanların" başının altından çıkmakta .. Yolda gidilirken elinde ekmek , domates ,biber ve küçük yoğurt almış bir başka şahsa kitleniyor içerdekiler .. "Menemen" yoluna gönül vermiş bir inşaat işçisi sizin anlayacağınız.. Memur soruyor : Bu nasıl ? Hep bir ağızdan "Bu olsun!" nidalarıyla onu da dahil ediyorlar bu homojen ekip otosu çözeltisine .. İzmir yoluna çıkamadan, Menemen' e varamadan o da katılıyor bizim ekibe .. Suçu ne derseniz ; o domates , biber ve ekmekleri kullanarak kim bilir kaç kişiyi havaya uçuracaktı .. Böyle böyle , adeta bir trance parçası zihniyeti ile eklene eklene ve on bir kişilik bir as takım oluşturularak varılıyor karakola .. Bizim eleman gülsün mü , ağlasın mı şaşırmış.. Acı acı gülüyor Aziz Nesin' i anarak .. Yine de umutlu ama .. Öyle ya ! Gbt sorulacak ve hemen bırakılacak haliyle .. Pek tabii bizim elemanın unuttuğu önemli bir faktör var ! Nedir o ? Kader cicim , kader ! Kader ağlarını çoktan örmüş maalesef .. Neyse efenim .. Gbtler sorgulanıyor .. Komiserin odasında mutlu mesut bekleyen elemanın kaderi az sonra değişecek lakin kendisinin bundan haberi yok pek tabii .. Tüm bunlar ola dursun , içeri hacı bekir lokum sandığı kafalı , bazlama suratında kırmızı bir beş kardeş izi olan tıknaz bir adam giriyor .. Her bölüm sonunda biz çocuklara öğütler vererek doğru yola ileten He-man' nin kankisi Orko' nun sakallı ve Kastamonulu versiyonu adeta .. Şikayetçiyim diyor ağlayarak .. Herkes şaşırıyor haliyle .. Bizim eleman olacakları sezinliyor sezinlemesine ama elinden izlemekten başka gelen bir şey yok .. Bari diyor siper alayım da patlamayı hafif sıyrıklarla atlatayım .. Yanaşıyor bir başka elemanın arkasına .. Sinip , pısıyor kulak kabartarak .. Nedir şikayetiniz diye soruyor komiser kendisine .. "Karım beni DÖVDÜ! Darp edildim ! Şu suratımdaki iz geçmeden de hemen geldim karakola ..Şahitsiniz! Ayrıca altınlarla , mücevharatları da alarak evden kaçtı .. Karımdan şikayetçiyim .. " O orda ağlıyor , bizimki arkada , siper gerisinde ayrı ağlıyor .. Biri üzüntüden , diğeri "işsizlikten" .. Sicim gibi gözyaşları süzülüyor her iki elemanın yanaklarından da .. Gülmemeliyim diyor bizimki .. Gülmemeliyim!! Şu biraların yüzü suyu hürmetine .. Kendine acımıyorsun bari şu çocuklara acı .. Böyle diyor demesine ama elden ne gelir .. Basıyor mayına , uçuyor havaya .. Tek bacak kopmuş haliyle kahkahayı kesicem diye .. Ciğerlerdeki barometreler "kırmızı" halı sermiş .. İbre sona dayanmış .. Durum böyle olunca, bir küçük "KO(HAHAHAHA!)-PÜFFF" sesi salınıyor komiserin odasında kulaklarda çınlayarak.. Eyvah diyor! Eyvah !! Bu arada bu cüretli ve cesur gaz patlamasının ardından sırada bekleyen herkes meksika dalgası etkisiyle koyuyor kahkahayı .. Herkeşler gülüyor gülmesine ama KABAK bilin bakalım kimin başına patlıyor ? Kalplere vesvese veren Şeytan Tuco Herrera'nın !! Olayın arkası gayet uzun ve trajikomik ayrıntılar barındırıyor.. Burada kesiyorum .. Sonrasını , yapmayı planladığım bir başka tanıtımda anlatacağım .. Merak buyurmayasınız .. Şimdi diyeceksin ki , "kardeşim bu olanlarla , bu kitabın ne alakası var ?" Anlatayım şekerim ! Bu bir 12 Mart kitabı .. Dönemsel bir kitap sizin anlayacağınız .. 12 Mart Darbesinde neler olmuştur , kime karşı neden yapılmıştır diyerek tanıtıma hacim katmak istemiyorum açıkçası .. Zaten daha öncesinde yer verdim bu muhabbetlere .. İktidarda Sülüman ! Vaziyetler nazik .. Hukuksuzluğun artık ayuka çıktığı dönemler .. Sülüman' ın iktidarında kör topal da olsa işleyen hukuk ve adalet kavramları , askerlerin 12 Mart günü "aç koynunu ben geldim" demesiyle imamın kayığına bindirilip, ardından rahmetler okunarak, uzun süre geri dönmemek üzere yaşanacak bir başka yolculuğa çıkarılıyor .. Dönem askerlerin olunca , top koşturan savcı apçalarda asker kökenli .. Pek çok "kahraman" savcı var o dönemde .. Sizlere daha önce bahsettiğim, Deniz Gezmişleri asan ve artlarından " mahkemede az saygılı olsalardı onları asmayacaktım." diyebilen Baki Tuğ da onlardan biri .. Siz hiç soyduğunuz portakalın kabuğuna sebep darbeci ve anarşist ilan edilen insan gördünüz mü bilmem ama bu dönemde böyle sayısız örnek var .. Neymiş efendim soyduğu kabuk, orağa ya da çekice benziyormuş .. Gülmeyin !! Kendim de inanamıyorum ama "CİDDİYİM" !! Daha öncesinde Sakıncalı Piyademiz Uğur Mumcu' nun aynı isimli kitabını ve o kitaba yazdığım incelemeyi okuyanlar hatırlayacaktır Aziz Nesin' in başından geçenleri .. İçindeki hayat kadınlarıyla beraber açık arttırma usulü ile gazeteye ilan verilerek satılmak istenen bir genelevin haberini yaptığı için yüce Türk adaletini aşağıladı gerekçesiyle ceza alan Aziz Nesin.. Buna karşın hakkındaki usulsüzlükleri soruşturan askeri savcının çağrısına İSHAL OLDUM gelemicem diyerek kafa tutan ve sonunda beraat eden Sülüman' ın kardeşi !! Muhteşem değil mi ? FRP kitapları okumak isteyen insanlara oldum olası 12 Mart ve 12 Eylül dönemi kitaplarını önermişimdir hep .. İnanılmaz FANTASTİK ortamlar bunlar !! Yukarda anlattığım anımı da hatrınıza getirerek kitabımıza gelecek olursak .. Sevgi Soysal' ın suçu ne ? Kocasının isminin Mümtaz Soysal olması .. O da sakıncalı elemanlardan .. Lakin Sevgi Soysal' ın ismi o meşhur tutuklanacaklar listesine henüz girmiş değil o dönemde.. Bir kez tutuklasalar başına bin bir ayrı bela açılacak ama elden gelen bir şey yok .. Bir tiyatro dönüşünde eski eşi ve sevgili Reşat Nuri Güntekin ' in kızı Ela Güntekin arasında gelişen bir tartışmaya dahil oluyor .. Arabanın içindeler ve ışıklarda durduklarında Sevgi Soysal artık dayanamayarak daha öncesinde açtığı camın yanında yeter diye bağırınca olanlar oluyor.. Nasıl olur böyle bir şey diyenleriniz olacaktır .. Arabanın önünde durduğu yapı İsrail Konsolosluğu .. Böylelikle anarşist , vatan millet düşmanları listesine bir başka komunist gerilla eklemenin haklı gururu ile bayraklar göndere çekiliyor Ankara' da .. Sonrası bu kitapta yaşananlar .. Ben biliyorsunuz ki spoiler ile anlatımdan yana değilim .. Yine aynı yoldan gideceğiz .. Pek çok mihenk taşı ismi okuyacaksınız.. Behice Boranları , Sevim Onursalları, Oya Baydarları .. Tek suçu düşünmek olan insanların başından geçenleri.. E kardeşim düşünmeyelerdi dersen , düşünmeyip kendi taraflarına gelen bir mektupla komunist ilan edilen bir çete de söz konusu kitabın içinde .. Sevgi Soysal ' ın tabiri ile Sherlock Baki Tuğ' dan kaçar mı ?!! Ya kışlada eğitime çıkarılan askerlere TOMBUL MEMELİ KIZLAR marşı söyleten komutanlar !! =)) Neler var neler .. Az da yazarımızdan bahsedeyim .. Ama dönemi biraz daha iyi anlamanız açısından , aynı dönem cezalı yatan Uğur Mumcu' nun ağzından konuk olalım o cezaevine .. Bakın ne diyor Mumcu ... “Bahçeye çıktığınızda, cezaevini çeviren tankları ve tutuklulara çevrilmiş TOPLARI görürsünüz. Askeri araçlar üzerinde eli tetikli bekler nöbetçiler. Bir gün nöbetçi erin eli tetiği fazlaca sıkmış olacak ki, bahçede dolaşırken TOP ATEŞİ ile karşılaştık. Allahtan kimseye rastlamadı top mermileri. Kazayı ucuz atlattık hep birlikte." Uygulanan psikolojik baskıyı , dayak ve işkenceyi varın gelin siz hesap edin saygıdeğer çokomeller .. İnsanların askeri vesayet eliyle ve askeri savcılar nezaretinde nasıl sindirildiğini bir de bu açıdan düşünün .. Ben yine spoiler vermeden bir anısını aktaracağım sizlere Sevgi Soysal' ın..Bu kitapta yer almayan .. Kimdir Sevgi Soysal diyecekler de , lafını hiç esirgemeyen ve daima dik duran bu kadının ölçütünü şimdi okuyacağınız anısından alsınlar .. Mamak Cezaevi Komutanı Albay Mustafa Kemal Saldıraner ile -ki sonrasında general olmuştur - şu diyalogları yürü be KADIN dedirtiyor .. "Sevgi benden önce gelmişti tutukevine. Denizlere yataklıktan tutuklu Olca (Altınay), Sevgi ve ben sabahları erkenden kalkar, herkes uyurken yere serdiğimiz battaniyelerin üstünde spor yapar, bir helâ musluğuna takılan lastik boruyla duş almaya çalışırdık. Bizlerle konuşur, sıkıntılarımızı ve başımızdan geçenleri dinlerdi. Yatağında sürekli yazıp çizerdi… Bir bayram günü. Cezaevi müdürü Saldıraner hepimizi masanın etrafına toplamış, yemekten önce Kore’deki kahramanlık öyküsünü anlatıyor. Gazi olduğunu söylediğinde Sevgi “Komutanım nerenizden yaralandınız?” diye soruyor: “Saldıraner arkasını gösterince ikinci soru geliyor: “Yoksa kaçıyor muydunuz?”. Büyük bir sessizliğin ardından hışımla koğuşu terkediyor “Komutan”. Yemekten olmuştuk ama keyfimize diyecek yoktu! Cesur kadındı Sevgi." Tanıtımı burada bitirirken, bu anlatılan anıda yaşananların meclis kararıyla suçlu statüsünden çıkarılıp "ER" statüsüne geçirilen tutuklular ve üstleri arasında gerçekleştiğini de şuracığa not edeyim .. Bir başka deyişle bir er ile generalin diyaloğudur aslında yukarda okuduğunuz .. Öylesi bir kadın Sevgi Soysal .. Bira almak üzre huzurunuzdan çekilirken , kendisini bir kez daha saygı ile anıyorum .. Bak o kadar yazdık ! Daha okuyum mu diye sorma .. =)) Esen kalın , İŞSİZ kalın ..
Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu
Okuyacaklarıma Ekle
19
189
152 syf.
·
5 günde
·
9/10 puan
1970 yılinda yayımlanmış Yürümek... 12 Mart darbesinin ardından Sevgi Soysal'ı susturmak isteği, romanın "müstehcenlik" gerekçesiyle toplatılmasına neden olmuş... Yazarıyla birlikte kilit altına alınan kitap 1974 yılında beraat etmiş... Bu sözlerle giriş yapılmış esere, bu önsözle birlikte... İyi ki beraat etmiş eserle, yazarla birlikte fikirleri de... Sevgi Soysal'la tanışma serüvenim Tante Rosa'yla başladı. Kaleminin büyüsü, yazım tekniği, cesareti, zekâsı, savunduğu fikirleri herşeye rağmen yazıya dökebilmesi hayran olmamı sağladı, her okuduğum eseriyle daha da fazla bir şekilde. Tante Rosa'dan farklı olarak bu eserde Elâ ve Memet'in hayatına yer verilmiş. Aynı dönemde fakat farklı şehirlerde ve farklı ailelerde yetişen Elâ ve Memet... Çocukluktan başlayıp yetişkinliğe giden yolda; cinselliği keşifleri, isyanları, dönemin ve çevrenin baskıları, arkadaş ilişkileri, hataları, hayalleri ustalıkla sergilenmiş. Pasajlardaki doğa betimlemeleri esere farklı bir bakış açısı getirmiş. Sevgi Soysal eserlerinde sadece bir aşk hikâyesi kurgulamamış aslında. Dönemi, dönemin insanların hayatlarındaki etkilerini özellikle cinsiyet ayrımcılığını resmetmiş çarpıcı bir şekilde. Buna "müstehcenlik" denmiş, yasak getirilmiş, toplatılmış, engellenmiş... Yazdıkları yaşanmış ya da yaşanmak istenmiş ve yaşanacak yıllar boyunca... Bu usta kalemler yaşadıkları onca zorluğa rağmen mücadele etmişler ve daha sonra ödüllendirilmişler ironik bir şekilde. Kadın yazarlarımızı her fırsatta tanıtmaya çalışan Sevgili Samet Güzel'in gerçekleştirdiği "Sevgi Soysal okuma etkinliği" kapsamında bu eseri okudum, bu nazik davranışından ötürü teşekkürlerimi sunuyorum kendisine. Yürümek, dönüp bakmamak arkaya. Arkada ne var? Yan yana asılı duran resimlerin korkutucu düşlerle yüklü can sıkıcı renklerinden başka. Susmak, tanımak, sevmek. /Sayfa 152 Yürüdüğümüz 'hayat' denen bu zorlu yolda arkada bıraktıklarımız; pişmanlıklarımız ve hayal kırıklıklarımız olsun.. umudumuz hep bir adım önde olsun... Sevgiyle
Yürümek
8.0/10
· 686 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
5
85
106 syf.
·
2 günde
·
9/10 puan
Ahh Rosa! Tante Rosa!... Sen ne güzel bir kadınsın... Biraz deli, biraz kaçık, kalıbına sığmayan belki, içinden geldiği gibi yaşamaya çalışan, kendin gibi bir kadınsın... Bu dünyadan bir Sevgi Soysal geçmiş, geçerken de bize Tante Rosa'yı armağan etmiş. 1968'lerin Türkiyesi'nde yazılmış, yadırganmış ve yasaklanmıştır. Sevgi Soysal'ın çizdiği Tante Rosa portresi ancak modern toplumda varolabilecek bir kadındır. Çünkü Tante Rosa kalıplara giremez,istediği zaman çeker gider, kendini yeni baştan defalarca kurabilir. Tante Rosa'da asıl anlatılan, nerede ve ne zaman yaşıyor olursa olsun, her kadının içinde varolabilecek "kadınca bilemeyişler"'in hikâyesidir. Her kadına tanıdık gelen bir kadınlık hali vardır. Kısaca Tante Rosa kadınlığın kimliğe bürünmüş halidir... İşte böyle tasvir edilmiş Tante Rosa, ondört farklı hikâyede, birbiriyle bağlantılı olarak en özgün ve en ironik şekliyle... O Rosa ki her dehlize sokulabilir. O Rosa ki istenirse yaşar ve ölür. O Rosa ki şu şartlarda da bu şartlarda da yaşar. O Rosa ki acıklı da gülünç de olabilir. O Rosa ki ne bir nokta ne de bir virgüldür. O Rosa ki başkası tarafından verilmiş bir ad, başkası tarafından çektirilmiş acılardır. O Rosa ki becerisizliklerde ısrardır. O Rosa ki kimseye bir şey öğretemeyip, kimseden bir şey öğrenmeyendir. (Sayfa/91) O Rosa, annemiz, kızkardeşimiz, halamız, teyzemiz, ninemiz, arkadaşımız, belki de biziz dir... Kendimiziz, kimseye itiraf edemediğimiz gizli benliğimizdir... Hayatınızın bir döneminde tanışın lütfen Tante Rosa'yla geç kalmadan. Kırk yıllık ömrüne böyle bir karakteri yerleştirebildiğin ve bizim de tanışmamızı sağladığın için teşekkür ederiz sana Sevgi Soysal... Nur içinde uyu... Ich liebe dich Tante Rosa... Sevgiyle
Tante Rosa
8.2/10
· 2.312 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
9
99