Defaatle başlamaya niyetlendiğim fakat başlayamadığım kitap. En nihayetinde okumak kısmet oldu. Bir tavsiye üzerine satın aldığım bir kitaptı seneler evvel.
Kitap Viktorya Çağı’nda, Sarah ve Charles karakterlerini odak noktasına koyan oldukça akıcı ve sürükleyici bir kitap. Sarah, döneminde yaşayan hemcinslerinin aksine bağımsız bir karakterdir ve bunun yanı sıra zekâsı kitap boyunca hissedilen bir karakter. Charles ise sürekli yaşadıklarını yanıtlamaya çalışan, kararsız ve komün bir görünüm çizmektedir.
Kitapta değinmek istediğim bazı temel başlıklar var: Bunlardan ilki postmodernizm. Kitap postmodernist türün güçlü bir örneği. Bunun en iyi örneği, roman içinde roman olmasıdır. Bunun yanı sıra betimlemeler ve tanımlamalar oldukça güçlü bir şekilde yapılmıştır (Bir betimleme örneği: “… ama öyle hafifti ki son zil çaldığında kendini okuldan dışarı atan çocuk gibi, yeşil çayıra salınmış mahkûm gibi, yükselen bir şahin gibi.”)
Kitapta birçok defa boşluklar okur tarafından doldurulmaya bırakılmıştır. Bunun en güzel örneği kitabın sonundaki son iki bölümde yer alıyor fakat kitabın sonunu söylememek adına buna örnek olacak farklı bir alıntıya yer vereyim: “Charles güldü. Belki güzeller güzeli kadınları düşündüğü için, belki de Amerika’ya giden bir gemide çoktan yerini ayırttığını Montague’ye henüz söylemediği için; bunu bulmak size kalmış.” Burada da görüldüğü üzere Fowles ilahi bakış açısını ya da bir başka deyişle Tanrı-yazar görevini reddeden tipte bir yazardır.
Bunların dışında, romanda edebiyatın yanı sıra başka birçok duruma da değinilmiştir: Bunların içinde Sanayi Devrimi, siyaset, ekonomi, mitoloji (Pygmalion, Sfenks) bunlardan birkaçını oluşturmaktadır.
Kitapta en beğendiğim iki noktadan biri yazarın yaptığı ters köşeler. Bazı bölümleri okuduktan sonra Fowles