Yusuf

Yusuf
@Bosphorus09
Fevkalade bir romandı!
10/10
·320 syf.··
2025 51. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 28 Aralık 2025 13:38
Demir Ökçe uzun zamandır okumak istediğim bir eserdi ama farklı bir yayınevinden çıkan versiyonunu biçimsel olarak pek sevemediğim için okuyamamıştım. Yakın zamanda İstanbul’a yaptığım bir seyahatte Yordam Kitap’a uğrama ve yayınevinin genel yayın yönetmeni Hayri Bey ile keyifli bir sohbet etme imkanım olmuştu. Bu kitap da o zaman almıştım ve ilk fırsatta okumak istiyordum ve okudum. Kitap inanılmaz çarpıcı bir eser ve ifadenin tam anlamıyla Komünist Manifesto’nun edebî hali. Ki bu ifadeyi daha Ana romanı için kullanmıştım. Bu iki eser aşağı yukarı ayrı çağda yazılmış ve biri dünyanın doğusunu konu alırken diğeri Atlantik’ın batı tarafını konu almış. Ama Ana’yı okurken Rusya’nın bir kasabasında ya da şehirde gerçekleşen mücadeleyi hissederken Demir Ökçe’de sanki bir Devrim Treni’ndeyim ve New York’tan San Francisco’ya bütün ABD’yi geziyormuşum gibi hissettim; bu bakımdan kitap çok hoşuma gitti. Kitap, 1918 yılında yayımlanmış olmasına rağmen o tarihten bu zamana uzanan yaklaşık 110 yıllık zamana yönelik müthiş bir öngörü sunuyor. Mesela Medusa Salı belgeselinde konu alınan oligarkların iktidarı şekillendirmek için ABD ile yaptığı çıkar ilişkileri ya da Kanlı 1 Mayıs olarak anılan 1977 Emek ve Dayanışma Günü’nün polis devleti tarafından kana bulanması gibi. Ya da 1933 yılında Almanya meydana gelen Reichstag Olayı gibi bazı olayların oligarşi ve devlet eli tarafından yapılıp suçun işçi sınıfına mâl edilmeye çalışılması bir başka örnek olabilir. Kitapta en beğendiğim noktalardan biri ise partizan bir kadını sevmenin getirdiği güzellik ve huzur. Karşılıklı sevgi her anlamda güzeldir fakat dayanışma ve örgütlü mücadelenin olduğu bir sevgi sanıyorum ki eşsizdir. Bu bakımdan Ernest ve Avis çifti eminim ki mütemadiyen devam eden bir aşkı yaşamışlardır. Jack London
Edebiyat
Demir ÖkçeJack London · Yordam Yayınları · 202219,4bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Komünist Manifesto’nun edebî hali!
10/10
·400 syf.··
2025 24. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2025 01:11
Enfes bir roman! Kitap kelimenin tam anlamıyla Komünist Manifesto’nun edebi dille yazılmış hali. Gorki romanı incelikle yazmış; hele Gorki’nin yaşadığı zorluklar düşünülünce kaleminden böyle bir eserin çok daha kıymetli oluyor. İnanılmaz güçlü bir karakter var romanda: Pelageya! Gorki olayı çok incelikle işleyip ana karakterler Pelageya ve Pavel’i karşımıza çıkarıyor. Bu iki karakter Ana ve oğul. Bu karakter arasındaki ilişkiyi şu alıntıdan anlamak mümkün: “Yan yana, omuz omuza yürüyen ana ile oğul, olağanüstü bir şey bu, ender rastlanır bir şey!” (s. 391). Gerçekten birlikte yürüyen, yoldaş, arkadaş olan bir Ana-oğul ilişkisi. Halkla, köylüler ile olan birçok diyalog inanılmaz derece gerçekçi ve bunun yanı sıra okuyucuya sirayet ediyor. İşin üzücü yani ise kapitalist sermayenin taktiklerinin asırlardır aynı olduğunu görmek! Romanda gençlerin dinamizmi çok etkileyici: 68 kuşağını anımsatıyor. Pavel elbette bu gençlerin öncüsü konumunda; bu bağlamda Pavel bana birçok önemli figürü anımsattı (Denizleri, Mahirleri…). Romandaki 1 Mayıs kutlaması ise etkileyici nitelikte kaleme alınmıştı. Bunun yanı sıra bu 1 Mayıs’tan sonra gelen dalga dalga gözaltılar var. Neticesinde Pavel’in mahkemede yaptığı konuşma tüylerimi diken diken yapan türdendi. Bu mahkeme sahnesi bana bir videoyu anımsattı; aşağı bırakacağım. Kitapta bir karakter vardı ki kitap yazıldıktan yaklaşık 40 yıl sonra ortaya çıkacak olan Sovyet kadın keskin nişancıyı anımsatır cinstendi ve tuhaf olan iki karakterin isminin de Luidmila olması…Bu keskin nişancıyı konu alan beğendiğim bir filme de incelememde yer vereceğim. Aynı zamanda kitaptaki güçlü kadın karakter bana başka kadınları anımsattı; bunun için de bir video serisine yer vereceğim aşağıda, kesinlikle izlenmeli. Pelageya artık en sevdiğim
Edebiyat
AnaMaksim Gorki · Yordam Kitap · 201634,4bin okunma
3/10
·210 syf.··
2025 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2025 18:20
Bir tavsiye üzerine okuduğum, baştan sona zaman kaybı olan bir kitaptı. Şu kitaba inceleme yazacağım aklımın ucundan geçmezdi. Her neyse, başlayalım. Her şeyden öte kitabın türünü anlayamadım. Araştırma-inceleme türünde ise neden birkaç kaynak dışında kaynak yok? Deneme türünde ise neden sürekli kesinlik içeren ifadeler vardı? Psikolojik türde ise neden önemli psikologlardan birinin bile adı geçmiyordu? Kitapta eleştirilecek çok yer var, sırayla gideyim: Kitle hareketleri despotizm arttığından değil de mevcut hükümetler, yönetimler zayıfladığından oluyormuş. Külliyen uydurma. İnsanlar baskılara dayanamadığı için ayaklanır. Kitapta dönüp dönüp Sovyetler Birliği’ni Nazi Almanyası, faşist İtalya ve despotik İspanya ile aynı cümlede kullanıyordu yazar. Neymiş Sovyetler Birliği bu ülkeler gibiymiş. Bu yazarı CIA finanse etmemişse hiçbir şey bilmiyorum. Yazarın anlamadığı nokta şu: Komünizm başka bir şey Stalinizm başka bir şey. Stalin’le ilgili yazılanların büyük kısmına katılmakla beraber yazarın konuyu manipüle ettiği oldukça aşikar. Bunların yanı sıra ABD özgürlükler ülkesiymiş. Gül de boşa gitmesin. Konuyla ilgili kitapta şu ifade yer alıyor: “Komünist Rusya, Japon savaş esirlerini kolayca fanatik birer komüniste çevirebilir, fakat hiçbir Amerikan propagandası, ne kadar incelikle ve mükemmel olursa olsun onları birer özgürlük sevdalısı demokrata dönüştüremez (S. 113).” Tabii özgürlüğün tarihini siz yazdınız ve yazmaya da devam ediyorsunuz(!) Kitabın basıldığı yılın 1951, yani Soğuk Savaş’ın başlangıç yılları olduğunu göz önüne alınırsak kara propaganda maksatlı bir kitap olma ihtimali yüksek. Ayrıca yazar özelleştirme konusuna da değiniyor ta o yıllarda. Ve özelleştirmenin kamulaştırmadan çok daha iyi olduğunu söylüyor. Bugün hangisinin daha iyi olduğu ortada
Kesin İnançlılarEric Hoffer · Olvido Kitap · 20193,720 okunma
10/10
·512 syf.··
2024 39. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2024 23:44
Tek kelime ile bu kitabı tarif etmem istenseydi “fevkalade” derdim. Son zamanlarda okuduğum en etkileyici ve sürükleyici kitaptı. Patriarkal toplum, radikal İslam, Komünizm ve aşk kıskacında kalmış bir kadının yaşadıkları oldukça etkileyici bir şekilde anlatılıyor. Kitabın ana karakteri ve anlatıcısı Masume Sadıki karakteri olayların içinde savrulan bir karakter durumundadır ve olaylar aşağı yukarı 40-50 yıllık bir zaman dilimine yayılmaktadır. Önce patriarkal toplum ve radikal İslam’ın baskısı nedeniyle hayatı tümüyle kısıtlanıyor ve devamında istemediği bir evlilik yaparak Komünizm ile tanışıyor. Komünist eşi etkisiyle toplumsal duyarlılığı artıyor fakat eşinden gerekli “eş desteğini” göremediği için de siyasete tamamen cephe alıyor. Ve elbette hemen herkesin en az bir defa yaşadığı “aşkın güzelliğini” tadıyor -evlenmeden önce. Öylesine saf bir aşk ki tarifi imkansız fakat yazar bu aşkı şöyle tarif ediyor: “Bütün gençliğim, alnıma yazılan bu aşk yüzünden mahvoldu (s. 508).” Ve gerçekten de kitabın sonuna kadar ve belki de ömürünün sonuna kadar Masume bu mahvolmuş aşkın izlerini yaşıyor hayatında. Bunlara ek olarak kitapta radikal İslam’a oldukça iyi bir şekilde değiniliyor. Önce Şah Dönemi’ndeki radikal İslam ve sonrasında Humeyni Dönemi’ndeki siyasal İslam’ın kadın yaşantısına nasıl etki ettiği oldukça iyi bir şekilde işleniyor. Öyle ki yazar patriarkal topluma karşı olmasına rağmen söylemsel düzeyde patriarkal baskının izlerine kitapta istemeden yer veriyor. Bu duruma iki örnek vereyim: “Bu iyi bir kısmet. Adam tüccar ve bu kızla nasıl baş edeceğini biliyor; onun yoldan çıkmasına izin vermez (s. 85).” “Gördün mü kardeşim, senin için ne kadar güzel bir kız bulduk (s. 132).” Kadının maalesef metalaştığından kitapta dem vursa da yazar kendisi de bu hataya birkaç
Edebiyat
Payıma DüşenParinoush Saniee · Yordam Kitap Yayınları · 20202,410 okunma
Puan vermedi·480 syf.··
2024 16. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 16 Temmuz 2024 02:20
Defaatle başlamaya niyetlendiğim fakat başlayamadığım kitap. En nihayetinde okumak kısmet oldu. Bir tavsiye üzerine satın aldığım bir kitaptı seneler evvel. Kitap Viktorya Çağı’nda, Sarah ve Charles karakterlerini odak noktasına koyan oldukça akıcı ve sürükleyici bir kitap. Sarah, döneminde yaşayan hemcinslerinin aksine bağımsız bir karakterdir ve bunun yanı sıra zekâsı kitap boyunca hissedilen bir karakter. Charles ise sürekli yaşadıklarını yanıtlamaya çalışan, kararsız ve komün bir görünüm çizmektedir. Kitapta değinmek istediğim bazı temel başlıklar var: Bunlardan ilki postmodernizm. Kitap postmodernist türün güçlü bir örneği. Bunun en iyi örneği, roman içinde roman olmasıdır. Bunun yanı sıra betimlemeler ve tanımlamalar oldukça güçlü bir şekilde yapılmıştır (Bir betimleme örneği: “… ama öyle hafifti ki son zil çaldığında kendini okuldan dışarı atan çocuk gibi, yeşil çayıra salınmış mahkûm gibi, yükselen bir şahin gibi.”) Kitapta birçok defa boşluklar okur tarafından doldurulmaya bırakılmıştır. Bunun en güzel örneği kitabın sonundaki son iki bölümde yer alıyor fakat kitabın sonunu söylememek adına buna örnek olacak farklı bir alıntıya yer vereyim: “Charles güldü. Belki güzeller güzeli kadınları düşündüğü için, belki de Amerika’ya giden bir gemide çoktan yerini ayırttığını Montague’ye henüz söylemediği için; bunu bulmak size kalmış.” Burada da görüldüğü üzere Fowles ilahi bakış açısını ya da bir başka deyişle Tanrı-yazar görevini reddeden tipte bir yazardır. Bunların dışında, romanda edebiyatın yanı sıra başka birçok duruma da değinilmiştir: Bunların içinde Sanayi Devrimi, siyaset, ekonomi, mitoloji (Pygmalion, Sfenks) bunlardan birkaçını oluşturmaktadır. Kitapta en beğendiğim iki noktadan biri yazarın yaptığı ters köşeler. Bazı bölümleri okuduktan sonra Fowles
Edebiyat
Fransız Teğmenin KadınıJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 20203,036 okunma