Allah bezm-i elestte yani ruhlar âleminde kendi varlığından ruhlarımızı var etti ve kendisini onlara gösterdi. Onu gördük, sesini işittik, kokusunu aldık. Cemali varlığımızın her bir zerresine tat verdi. Sesi ruhumuzun her bir zerresine tat verdi. Kokusu her bir zerremize tat verdi.
Ve tüm ruhlar sarhoş! Rabbini görmüş olan tüm ruhlar aşktan sarhoş oldu. Neşeden, sevinçten, vecdden, aşktan ve istiğraktan yüzler ışıl ışıl... Ve Rabbini gören ruhlarımız ona âşık oldular. Tüm ruhlar o aşkın sarhoşluğundan dönmeye, semah yapmaya ve Rablerine doğru kendilerini çekmeye başladılar.
Her şey dönüyor. Tüm âlem, her zerre, tüm mevcudat... Her şey aşktan dönüyor. Her şey aşk ile dönüyor. Deyim yerindeyse parçalar bütüne doğru kendilerini çekiyor. Deyim yerindeyse tüm ruhlar mıknatısa doğru iradesizce ve hızla çekilen demir tozları gibi sarhoşça kendilerini Rablerine çekiyorlar.
Ruhumuz Allah’a meftun, muhtaç ve âşık... Ve Allah kendi ruhuna müştak... Arada müthiş bir aşk ve karşı konulmaz bir çekim var. Ve Rabbimiz soruyor: “Elestu Bi Rabbikum?” Ben sizin Rabbiniz değil miyim? “Belâ” diyor tüm ruhlar... “Şehidna” diyorlar. Evet diyorlar. Seni görüyoruz, şahidiz diyorlar.
Sarılmak istercesine... Kavuşmak, bitişmek istercesine... Birleşip içinde yok olmak istercesine... Onda olmak, onunla olmak, o olmak istercesine... Aşkla, şevkle, iştiyakla, arzuyla ve tutkuyla... Kendisinden var ettiği ruhumuz, ruhlarımız kendisini Rabbine doğru çekiyor.
Biz onun ruhuyuz, canıyız. Nefhasıyız, parçasıyız. Aşkıyız, nefesiyiz. Ve Rabbimiz, canımız, aşkımız, sahibimiz, tek varlığımız, her şeyimiz diyor ki:
"Şu an beni görüyorsunuz, sesimi işitiyor, kokumu alıyorsunuz. Varlığımın tadını varlığınızda tadıyorsunuz ve bana âşıksınız. Belâ demek kolay, Evet demek kolay! Sizi aşağıların en aşağısına,