su su

su su
@Boss_Hera
•Su&Zen Akademi Ve Psikoloji Merkezi Kurucusu •Bireysel/Kurumsal Danışmanlık •Konuşmacı/Uzman Eğitmen •Analist/Yazar •Marka İşbirliği İçin @ircakir •@hakikatinyasalari •@suzenakademi
Analist-Yazar
Lisans
Bursa
Manisa
2 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
En’âm Suresi 59. Ayeti Kerime’de Gaybın anahtarları, yalnızca O'nun yanındadır. O'ndan başkası bilemez. Karada ve denizde ne varsa hepsini bilir O'nun bilgisi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıkları içindeki tek bir tane, yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.İlmin genişliğini ve kuşatıcılığını beyân edilmiştir. Akıl ve duyu organlarıyla bilinmesi mümkün olmayan “gaybın anahtarları” diğer bir manaya göre “gaybın hazîneleri” Allah'ın emrindedir. Her varlık kendi parçalarıyla bir uyum,bütünlük içinde olduğu gibi,bütün kâinat da kendisini meydana getiren varlık parçalarıyla bir uyum,bütünlük içindedir. Bir nizam ve intizamın varlığını haber veren bir delildir. Etrafımızdaki varlıkları dikkatle gözden geçirdiğimizde zerrelerden yıldızlara kadar, küçük büyük her şeyde bir ölçüyü, plan ve programı görürüz. Her nereye bakarsak gizli bir kudretin atomlara, hücre yapılarına, canlılara hatta yıldızlara varıncaya kadar ölçüp, biçtiğini, ona göre dikkatlice yaratıp düzen verdiğini anlarız. Atomların aslında pozitif ve negatif elektriğin en küçük birimi yani bir tek şey olduğunu,bununda sonsuz bir ışık ve enerji olduğu kanıtlamıştır. Kâinatı ve içindeki atomları parçalarsak bir tek büyük, sınırsız ışık yığını ile karşılaşırız. Deniz binlerce su damlalarından, madde binlerce atomdan, insan binlerce hücrelerden meydana gelmiş. Neyi zerrelerine ayırsak, teker teker hep birer noktadır. Bütün evren, adeta büyük bir canlı organizma gibidir. Bütün parçaları mükemmel ölçülerle birbirini tamamlayan kompleks bir yapıda ve muhteşem bir sanat eseri olarak yaratılmıştır. İnsan,her şeyin özünü kendinde toplamıştır. Allah kendini bildirmek için bizi ve içinde bulunduğumuz kâinatı yaratmış. Öyleyse, sonsuz kudret sahibi olan Rabbimiz her türlü yolla kendini bize tanıttırarak
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zihnimizin Gizli Sahibi Gölgegemiz. İnsan zihninin derinliklerinde, bilincin ulaşamadığı yerlerde gizlenen, çoğu zaman varlığından dahi habersiz olduğumuz bir figür yaşar. İç dünyamızın karanlık ve gizemli yüzü. İnsan zihni bir bütün olarak kabul edilmelidir.Zihnin karanlık yüzüne bir giriş yaparak gölgenin kişilik üzerindeki etkilerini farkındalık yoluyla gözlemleyerek ve bu gölgeyle yüzleşerek kişinin kendi bütünlüğe ulaşması gerekir. Carl Gustav Jung, insanların bilinçdışı kişiliklerinin bir parçası olarak gölge arketipini tanımlamıştır. Gölge, genellikle bireyin farkında olmadığı, toplum tarafından kabul görmeyen ve kişinin kendisine dair kabul edemediği özellikler, düşünceler, duygular ve tutumları barındırır. Jung'a göre, gölge sadece kişisel değil aynı zamanda kolektif bir boyuta sahip olup, toplumsal norm ve değerlerin dışına düşen her şeyi içerir. Zihnin karanlık yüzüyle yüzleşmek, çoğu kişi için zorlayıcı bir süreçtir. Çünkü bu, kendimizi bildiğimiz ve kabul ettiğimiz şekilden çok daha farklı bir perspektifle görmeyi gerektirir. Gölge, bastırılmış arzuları, kıskançlık, öfke gibi negatif duyguları ve daha fazlasını içerir. Ancak, gölgeyle yüzleşmek aynı zamanda, kişisel gelişim ve öz farkındalık için büyük bir fırsattır. Gölge, farkında olmasak da kişilik üzerinde derin etkilere sahiptir. İnsanlar olarak sürekli olarak toplumun kabul gören normlarına uymaya çalışırken, gölge tarafımız bir çıkış yolu arar. Bu durum iç çatışmalara, anlam arayışına ve hatta bazen kişisel ve sosyal sorunlara yol açabilir. Gölgeyle çalışmak ve onu anlamak, bizi bu tür çatışmalardan uzak tutabilir ve daha sağlıklı ilişkiler kurmamıza yardımcı olabilir. Farkındalık Yoluyla Gölgeyle Yüzleşme Gölgeyle yüzleşmenin ilk adımı, onun varlığını kabul etmektir. Ardından, meditasyon, günlük
İnsan kendi hakikatini açığa çıkara bilmesi için karanlıkta ve yalnız olmalı. Ruhumuz bir tohum olsa, bedenimiz ise toprak ve gölgemizde filiz. Şunu sakın unutmayın tohum, gömüldüğü yerden çıkamazsa dağılıp, parçalara ayrılmış hale gelir. İşte o zaman kişi duygusuzluğun, aldırmazlığın paradoksuna girer. Can sıkıntısı,bıkkınlık içinde bir şekilde yaşar. Yada çıkışın ölüm olduğunu düşünüp, ölümün gelip almasını bekler. Duygusuzluk, sorunlar çözülmüş gibi bir yanılsama ve uyku hali yaratır uyumayın. Uyku kayboluşunuz olur. Benliğinizi bırakın ve başka bir düşünceye sahip olmayın. Kimse sizi iyileştiremez. Sadece kendiniz, kendinizi iyileştire bilirsiniz, sadece kendiniz geçe bilirsiniz karanlığınızdan.Karanlığınız sizi beslemesin. Kendi potansiyelinizi ancak kendiniz çıkarta bilirsiniz. Bunun için bedeniz ile gölgenizin bir olduğunu düşünün. “Gölgesini fark eden kişi artık zararsızdır.” Bütünlenen insan yolda kendisinden başka bir şey bulamaz. Gölge, insanın temel içgüdülerini içerir ve hayatın daha alt şekillerinden bize kalan mirasıdır. Gölge ne mutlak iyi ne de mutlak kötüdür. Gölgenin olumlu tarafı insani gelişim için gerekli olan yaratıcılığın, içgörünün ve yoğun coşkuların kaynağı olmasıdır. Gölgenin içindekiler kötü olmak zorunda değildir. Varlığımızın az gelişmiş ve gelişmemiş yönleri bu tanımın içindedir. İnsanoğlu gelişmemiş yönleri karanlığın içine iterek görmezden gelmeyi çalışır. Yokluktan asla kaçış olmayacağını hesap etmez. Egonun nefisle özdeşleşmesi varlığı tehlikeli kılar. İnsan tamamlanmayan bir puzell’ın eksik parçalarıdır. Bilinç soldan sağa yani bilinçdışından bilince doğru hareket eder bilinçlenme ancak bu şekilde gerçekleşir. Hedef yalnızca bir fikir olarak önemlidir, asıl olan insanın yaşam sürecini bir anlam ile doldurmasıdır. Bütünlüğe kavuşma
İnsan kendi hakikatini bilmek için kendine dönmeli,kendini okumalıdır.Kendini okuduğunda,kendi varoluşunu anladığından varoluşu anlayacaktır.Bilinenlerden çok bilinmeyeni olan bir alemdeyiz.Bir atoma baktığımızda çekirdek etrafında dönen elektronları görüyoruz.Elektronlar çekirdeğin etrafında saniyede 2000 kilometre gibi bir hızla dönüyor,fakat hiçbir zaman birbirine çarpmıyor. Her zerrede yaşanan bu olayı bilmekten âciziz. Sadece Kuantum fiziği ilmiyle Allah’ın bize izin verdiği bir miktar kadar öğrenebiliyoruz.Aynı şekilde kainatı küçült,bir atom meydana gelir. Kainattaki küçücük zerreden,kütlelere kadar her şey,bize hâl lisanıyla sesleniyor.Kalbimizden bu sessiz hikmet lisanını duyarsak ve anlayabilirsek,bir nebze olsun Varoluşu algılarız. Allah’ı bilmek sadece bilim ile değil manevi olarak kalben sahip olduğumuz ilim ile görmek gerekir. Allah’ı bilmek için,görünen varlığı, varlıktaki ilmi öğrenmelidir.İnsan,kâinatı okuyabilecek bir yetenekte yaratılmıştır.Varoluşu ve Varedeni idrak edebilecek bir idraka sahiptir.Varlığı ve kendi vücudunu canlı Kur’ân olduğunu unutma.Var edeni ve Varoluşu anlamak için neden var olduğumuz sorusu bizi,varoluşun kaynağına,nasıl var oldu sorusu ise bizi,varlığın yaratılış inceliklerine ve niçin var oldu soruda bizi,varlığın görev ve amaçlarına,faydasına götürecektir.İnsan yoktan var edildiğini unutmamalı.Öyleyse kendi hakikatini bilmek için şunları bil ki;nereden geldiğini nereye gittiğini bilmekte gizlidir.Aslını anlamakta gizlidir. İnsan makamına ermekte gizlidir.Var oluşunu okumakta,var edeni anlamakta gizlidir. Kendi vücuduna dönüp, o vücudun işleyişini anlamakta gizlidir. Su Ayan
Rabbimiz der ki: "Burada kör olan ahirette de kör olacak." İSRA:72 Burada temizlenip arınmayanlar ve kalp gözünü açmamış olanlar kör olacak… Yine ayette buyurulur: Asla (onların söylediği gibi değil)! Bilakis işledikleri (günahlar), kalplerinde pas tutmuş (hakkı anlamalarına engel olmuştur)Asla! Hiç şüphesiz onlar, o gün Rablerinden perdelenmişlerdir. (O’nu göremeyeceklerdir) MUTAFFİFİN:14-15 Ve Allah kıyamet günü bizi peygamberlerle kıyaslayacak ve diyecek ki: "Neden onlar gibi olamadın, neden kendini, zamanını, hayatını bana adamadın, neden aşk ile bana bağlanmadın, neden her daim benim hesabımı yapmadın! Bak Âdem yalnız başınaydı yaptı, Eyyüp hastaydı yaptı, İsa fakirdi yaptı, Süleyman zengindi ama yaptı ve tüm resullerim bir sürü sorun ve sıkıntının içinde yaptı, ama sen neden yapmadın, ama sen neden yapamadın?" İşte Allah bizi böyle hesaba çekecek ve işte bu, Allah’ın bize verdiği değerdir. Aman Allah’ım! Peygamberlerle kıyaslanmak nasıl bir değerdir! Evet, ahirette perde açıldığında sahip olduğumuz her şeyi fidye olarak verip karşılığında kaybettiğimiz Rabbimizi isteyeceğiz. Bir kez olsun onun yüzünü, cemalini görmek için. "Kalû Belâ" sürekli birbirimize hatırlatmamız gereken Rabbimizle geçirdiğimiz günlerin, an’nın, ona âşık olduğumuz o ânın adıdır. Ve şimdi her anın adıdır kalû belâ! Kalbimiz ye-rinde durdukça ve ruhumuz var oldukça... Ve kervancı başı seslenir... Haydi! Sıradaki kafile! Haydii! Yola çıkıyoruz âşıklar nerede? Sevgilisini arzulayan âşıklar nerede? Bütününü isteyen parçalar, demir tozları nerede? Evini özleyen çocuklar nerede? Annesini özleyen bebekler nerede? Ses yankılanır ve huzursuzluk buz keser zamanı! Öz annelerinin kucağındaki bebekler annelerini ve sütü eliyle iter. Ve tüm bebekler ağlar. Allah bizi kendisine sadık olanlardan eylesin,