su su

su su
@Boss_Hera
•Su&Zen Akademi Ve Psikoloji Merkezi Kurucusu •Bireysel/Kurumsal Danışmanlık •Konuşmacı/Uzman Eğitmen •Analist/Yazar •Marka İşbirliği İçin @ircakir •@hakikatinyasalari •@suzenakademi
Analist-Yazar
Lisans
Bursa
Manisa
2 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
Her yokluk LÂ,Her varlık İLLA… Yokluğunda var olan Varlıkta bilmez ademi. Bütün kâinat yokluk yani karanlıktır.Yaratılmışları, Hakk’ın zuhur tecellisi var edip aydınlattı.Her kim yaratılmışları görür de onda onunla beraber, ondan evvel,ondan sonra Hakk’ı göremezse, şüphesiz nurlardan ayrı kalır. “SONSUZ” ve “SINIRSIZ”ı içine alabilir mi? Fani,geçici,ölümlü ve gölge gibi olan şu kıymetsiz varlığını gerçek ve gerçekten var sayana ne demeli… Fani olan varlık aleminde öteleri görebilen hakikat nazarlı gözler,henüz dünya hayatını yaşarken,nefes alıp verirken kendilerini zayıf,cılız gölge birer varlık,daha ötesi yok görerek yokluğu kabul etmişler. İlla'ya gelmemiz lazım!!! İlla’ile insan mir'acını tamamlar!!! Varlığın sahibi Allah'tır!!! Varlık O’na aittir!!! Alemin ruhu insandır!!! Her şey, lâ (yok) ile illâ (ancak) arasında olup biter.Tüm varlık,kendi dilince tevhid getirir. Güneşin doğuşu,arzın dönüşü,yıldızların ışıldaması,bülbülün ötüşü,ırmağın şırıltısı, ormanın uğultusu,bir nefes alıp verme,tevhiddir. Gönül kulağıyla kainatı dinleyen,kelime-i tevhidden başka bir ses duymaz.Gönül gözü ile varlığı temaşa eyleyen,kelime-i tevhidden başka bir şey görmez. “Lâ” zihni tüm olmazlardan ayıklama eylemidir. “Lâ”dan yokluktan geçer ise “İlla”ya vardığında varlığın gerçeğine erer. Su Ayan
Reklam
Anne karnında başlayan düşüncenin yolculuğu ile yeni bir bireyin yaşam serüveni şekillenir. Annenin ve babanın eylemleri bu hafızayı şekillendirmeye başladığında zigotun yaşamla kuracağı bağın da değişime uğradığı yapılan çalışmalarla desteklenmektedir.Ruhun sahip olduğu kaynakları yeniden hatırlamak için bireyin yaşayacağı her farkındalık DNA üzerindeki bilgi işleme süreci üzerinde etki sağlamaktadır. Kişi kendi farkındalığı oluşana kadar maruz kaldığı hafıza aktarımı ile birlikte yaşamına devam etmektedir.Ayrıca kişi sonrasında hafıza aktarımını yeniden dönüştürme şansına da sahiptir.Bu etkiyi dönüştürmeye yetkili olduğumuzda akıl-ruh-beden üçlüsündeki dengenin yeniden kurulması yeni bilgi işleme mekanizlamaları tarafından sağlanabileceğini ve düşünce sistemimizdeki travmatik olayları dönüştürdüğümüzde yeniden bir epigenetik hafıza kodlamasına sahip olacağımız bilimsel olarakta kanıtlanmıştır. Su AYAN
Varlıktaki varlığın özü olan Ruh. Ruh’dan gelen her üfleyiş. Hicr Suresi 29.Ayeti kerime; “Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.” İnsan ne zaman düşündü, araştırdı, varlıktan gelen vahye ulaştı işte o kişiye Adem dendi. İnsanın kendi aslını anlamasıyla ulaştığı şuur; Adem olma şuurudur. Adem boyutu toprak boyutudur. Bu boyut kişinin bedenidir. Ruh=beden vücudun şekillenmesi, işleyiş boyutudur. Kişi toprak boyutuyla bir beden taşır. Adem ister kadın olsun, ister erkek olsun, her kişinin toprak halidir. Adem hali hem Yokluktur,hem Varlıktır. Her an değişen boyuttur. Tekamül seviyesi aşağı olan ruhu toprak boyutundan yani yokluk aleminden varlığına, varlık alemine çekemezsiniz. Hacc Suresi 41.Ayeti kerime; “Yeryüzünde ve kendilerinde düzenimizi anlayan kimseler,her an Hakk’a bağlılık şuuru üzere hareket ederler.” Kişinin öz varlığı ilâhî sisteme ait olan tüm hakikatleri barındırıyor.Hepimiz aynı Ruh’tan üflenmekle şekillenen varlıklarız. Eğer siz kötü bir hâl ve davranış içinde iseniz, aynı kötülük derecesindeki herhangi bir varlığı kendinize çekebilirsiniz yani sizde yokluk içinde olursunuz.Kişi tekamül seviyesine ulaşmış ise varlık haline gelir ve bir korunma perdesi olur.Kişi eğer elinden geleni yapar ve ruhsal bakımdan öncelik vereceği şeyleri doğru sıraya koyabilirse, Varlık aleminde Yokluğu ile bir olmuş olur. Hepimiz iç içe geçmiş varlıklarız.Ruh, Zihin ve Beden.Olgun bir Ruh olmak demek, varlığın Ruh, Zihin ve Beden arasındaki bütünlüğü sağlamasıdır. İlâhi sevgi ve İlâhi hikmet üzerinde düşünmek, insanın gayesi olmalıdır. Bunu gerçekleştirmekte ne kadar başarılı olursak o kadar tekamül eder ve Özümüz olan Ruh’a o kadar çok benzeriz. Su Ayan
Kuran-ı Kerim’de insanın yaratılışı ile ilgili farklı ayetlerde farklı ifadeler kullanılmıştır. Ayetlere baktığımızda ortak nokta olarak, Allah’ın emriyle insanın topraktan ve çamurdan yaratıldığıdır. İnsanın yaratılışı, Allah'ın kudreti ve iradesinin en büyük delillerinden biridir. Ayeti kerimeleri incelediğimizde, insan yaratılışının çeşitli aşamalardan geçmesidir. -Andolsun biz insanı kuru bir çamurdan, değişmiş cıvık balçıktan yarattık. -Andolsun ki biz insanı, çamurdan süzülmüş bir hülasadan yarattık. -Allah Âdemi topraktan yarattı. Sonra ona 'Ol.' dedi ve o da oluverdi. -Hâl­buki O, sizi çeşitli merhaleler halinde yarattı. Hz. Adem’in yaratılması olayında Allah’ın irade ve kudretinin etkisine özellikle dikkat çekilmiştir. Ayrıca Hz. Adem’in herhangi bir başka canlıdan tekâmül suretiyle değil, topraktan ve tamamıyla bağımsız bir canlı türün ilk atası, yeryüzünde, öteki bütün canlı ve cansız varlıkların aksine, yükümlü ve sorumlu tutulan ve bunun için gerekli mânevî, ahlâkî, zihnî ve psikolojik kabiliyetlerle donatılmış bir varlık olarak yaratıldığı, tartışmaya yer vermeyecek şekilde açıklanmıştır. Hz. Adem'in yaratılmasıyla insanın yeryüzündeki varlık sebebi ve amacı da belirlenmiştir. İnsan, Allah'ın emirlerine uyarak yaşayarak ona ibadet etmeli ve yeryüzünde adaleti, iyiliği ve güzelliği hakim kılmalıdır. Bu nedenle insanın yaratılışı, onun yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak yaşaması ve görevlerini yerine getirmesi için önemlidir. Su Ayan
9'un sırlarına göre mutlakiyetin rakamı. 99 esma-i hüsna Allah'ın isimlerinin toplam sayısı. Hıristiyan geleneğinde ise bu sayı Allah'ın birliğine işaret eden melekler düzenini ifade eder. Ölümü ve yeniden doğuşu sembolize eder. Cehennemin on dokuz sadık bekçisi bulunur. Besmelede on dokuz harf yer almaktadır. Yedi peygambere ve On iki İmama karşılık gelen yedi gezegen 9 feleklerle bağlıdır ve en yüksek dokuzuncu sema 7 gezegensel feleğin ve sabit yıldızları içeren yukarıdaki gök kubbesinin ötesinde bulunur. Fars ve Türk geleneklerinde dokuz gökten ve dokuz felekten söz edilir. Dokuzuncu felek en üst  göksel  makamı simgeler ve genellikle ilahi adalet, hikmet ve mükemmellik gibi kavramlarla ilişkilendirilir. Dokuz felek kavramı, göksel hiyerarşi ve evrenin düzeni ile ilgili bir anlayışı ifade eder ve insanın kendi ruhsal yükselişini bu dokuz feleğe ulaşarak gerçekleştirebileceği düşünülür. İnsanın kendi varlığının evrenin büyük bütünlüğü içindeki yerini anlamasına yardımcı olur. Burada anlatılmak istenen, fikir ister olumlu ister olumsuz olsun, mükemmel olanın yaratıcı düşünceden kaynaklandığı gerçeği. Su Ayan
Reklam