Allah’ı bilen, Allah’a yaklaştıran, Allah için çalışan ve Allah için gayrette bulunan, Allah nezdindeki sırları keşfeden kalbdir.İnsan, Allah’ı kalbiyle hisseder, bağlanır, inanır ve tanır. Örneğin kalbin düşündüğüne, bugün beyne atfedilen görme, anlama, inanma, acıma, sezgi, sevme, belleme ve etkilenim gibi etkinliklerin kalpte gerçekleştiğine dair Kur’an-ı Kerim’de birçok ifade yer alır. Kalbin eğitilmesi, öncelikle doğru bilgi ile mümkündür. Bilgi ve hikmet sayesinde kalb aydınlanır ve hakikat sevgisi ile dolup taşar. Kalbi aydınlatan ve parlatan bu bilginin kaynağı da elbette ki İlâhî Kelâm’dır.
Ankebût Suresi 49. Ayeti kerimesinde;
Doğrusu bu Kur'ân, kendilerine ilim verilmiş kimselerin gönüllerinde yer eden apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez.
İnsan kişiliğinin merkezinde kalb yer alır. Şuur ve benliğimiz kalbde yer tutar. Kalbin kendi içinde çeşitli derinlik tabakaları vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan Sadr, kalb, fuâd, lübb ve nühâ kavramları dıştan içe doğru en derin ve nihai şekilde açılan kalbdeki akıl, şuur ve idrak derecelerini ifade etmektedir. Kısacası, sonsuza açılan yolları kalbin içinde saklıdır. Bunları harekete geçirmek insanın doğru bir yol tutmasına ve dikkatini kendi gerçeğine yöneltmesidir.
Bu yüzden kalbin doğal safiyetini koruması, yaratılış amacına uygun olarak görevini yerine getirebilmesi açısından büyük önem taşır. Mânevî kirlerle kararan, katılaşan bir kalb, iyilik ve hakikate ulaşma arzusunu bütünüyle yitirir. Kalbin muhafazası ve mânevî kirlerden arındırılması o derece önemlidir ki, kirli bir kalble yapılan ibadetler makbul sayılmaz. Kalbi dürüst olmadıkça kişinin imanı zayıflar.
Su Ayan