su su

su su
@Boss_Hera
•Su&Zen Akademi Ve Psikoloji Merkezi Kurucusu •Bireysel/Kurumsal Danışmanlık •Konuşmacı/Uzman Eğitmen •Analist/Yazar •Marka İşbirliği İçin @ircakir •@hakikatinyasalari •@suzenakademi
Analist-Yazar
Lisans
Bursa
Manisa
2 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı
De ki: “Yeryüzünde dolaşın! Sonra bakın, yalanlayanların akıbeti nasıl oldu!” Kurân’da altı yerde doğrudan gelen bu emir, zımnen saha araştırmalarının önemli bir bilgi vasıtası olarak kabul edildiğini gösterir. (Bkz. Rûm:42, Neml:69, Nahl:36, Ankebût:20, Âli İmrân:137) Kurân insan aklını ve idrakini hakîkate yöneltmek için bazen kâinatın mutlak düzen ve dengesine dikkatleri çeker. Bazen bitkilerin ve hayvanların yaratılışına akılcı gözle bakılmasını tavsiye eder, bazen de gelip geçen medeniyetlerin kendilerine tanınan sürelerde neler yapıp yapmadıkları üzerinden yükseliş ve çöküşlerin sebeplerinin araştırılmasını ister. Bu tefekkür yolculuğunun hedefini bir sonraki âyet şöyle ifade edecektir:   12- De ki: “Göklerde ve yerde olan şeyler kimindir?" De ki: Allah’ındır! O kendi üzerine rahmeti yazdı. Muğlâklığın olmadığı kıyâmet gününde, sizleri mutlaka bir araya getirecektir. Buna rağmen kendilerini hüsrâna sokanlar, inanmazlar!   Rahmeti kendi üzerine yazmak, farz kılmak anlamına geldiği gibi ilke edinmek manasına da gelmektedir. Söz uçarken yazı kalıcıdır. Rahmetin bir kural gibi yazı ve kitap ile ifadesi onun duruma ve şarta göre değişmediğinin Kurân’î ifadesidir, ilâhî teminatıdır. Bu âyet şerrin Allah’a izafe ve isnât edilemeyeceğinin de en önemli delillerindendir. Zîra Allah şerri, hâşâ zulmü veya kötülükleri değil sadece rahmeti ve merhameti, yani duyarlılığı kendisine ilke edinmiş, bu yüzden barış ve sulh dini olan İslam’ı kullarına yaşam tarzı olarak seçmiştir. (Bkz. “Allah katında din İslam’dır.” Âli İmrân:19) Nefsihi kelimesi “zâtına, öz benliğine” demektir. Yüce Allah, rahmet ve merhameti nefsine/kendine ilke edinmiş, sıfatlarının merkezine yerleştirmiştir. Bu Kurân’î hedefin Allah üzerinden ifadesinin amacı nedir? O amaç zımnen, her kul kendi öz benliğine,
Reklam
İnsan...
"İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı."
Sayfa 188
Gökyüzünün altında olanların sonuçlarından hiç kimse kurtulamaz.
Kalb hem bilginin hem de ahlâkın kaynağıdır. Mutlaka fark etmişsinizdir,salavat getirdiğimizde elimizi kalbimizin üzerine koyarız. Çünkü Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (SAV) kalbimizle düşünüp anmakta, zikretmekte ve akletmekteyiz. Önce şunu idrak etmemiz gerekiyor. Kararı veren kalbimiz, kalp ile hemhâl olmak, onunla muhattap olmak gerekir. Fiziksel hayatta Kâbe’ye dönüyorsak bedenimizde de kalbimize dönmemiz gerekir. Tüm kararları kalp ile veririz, kalple ikna oluruz. Allah’a doğru bir yolculuğu gerçekleştirmek ve menzilleri bir bir aşarak hakikate kavuşmak için kalp ile akletmek gerekir. Kalbin fıtratında iyilik ve temizlik vardır. Kötü duygular yoktur. Kalb helâlden, doğrudan huzur duyar, haramdan, yalandan ise rahatsızlık duyar. Hac Suresi 46. Ayeti kerimesinde; Bu inkârcılar, biraz olsun yeryüzünde ibret nazarıyla gezip dolaşmazlar mı? Eğer böyle yapsalardı, belki bu sayede akledip duygulanacak kalplere ve gerçeği duyacak kulaklara sahip olurlardı. Ne var ki kör olan, başlardaki gözler değil, gerçekte kör olan sinelerdeki gönüllerdir! Akletme (düşünme) fiili kalbe nisbet edilmiş. Yani düşünmenin kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Arâf Suresi 179. Ayeti kerimesinde; Andolsun ki, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Onların kalbleri vardır, fakat onunla gerçeği anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibidirler. Hatta daha da aşağıdırlar. Bunlar da gafillerin ta kendileridir. Kalb, göz ve kulak kelimeleri, aslında duyma (his), algılama, düşünme, kavrama, bilme gibi insanı bilgiye, tefekküre ve imana götüren temel insanı yetenektir. Su Ayan
Allah’ı bilen, Allah’a yaklaştıran, Allah için çalışan ve Allah için gayrette bulunan, Allah nezdindeki sırları keşfeden kalbdir.İnsan, Allah’ı kalbiyle hisseder, bağlanır, inanır ve tanır. Örneğin kalbin düşündüğüne, bugün beyne atfedilen görme, anlama, inanma, acıma, sezgi, sevme, belleme ve etkilenim gibi etkinliklerin kalpte gerçekleştiğine dair Kur’an-ı Kerim’de birçok ifade yer alır. Kalbin eğitilmesi, öncelikle doğru bilgi ile mümkündür. Bilgi ve hikmet sayesinde kalb aydınlanır ve hakikat sevgisi ile dolup taşar. Kalbi aydınlatan ve parlatan bu bilginin kaynağı da elbette ki İlâhî Kelâm’dır. Ankebût Suresi 49. Ayeti kerimesinde; Doğrusu bu Kur'ân, kendilerine ilim verilmiş kimselerin gönüllerinde yer eden apaçık âyetlerdir. Bizim âyetlerimizi zalimlerden başkası inkâr etmez. İnsan kişiliğinin merkezinde kalb yer alır. Şuur ve benliğimiz kalbde yer tutar. Kalbin kendi içinde çeşitli derinlik tabakaları vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan Sadr, kalb, fuâd, lübb ve nühâ kavramları dıştan içe doğru en derin ve nihai şekilde açılan kalbdeki akıl, şuur ve idrak derecelerini ifade etmektedir. Kısacası, sonsuza açılan yolları kalbin içinde saklıdır. Bunları harekete geçirmek insanın doğru bir yol tutmasına ve dikkatini kendi gerçeğine yöneltmesidir. Bu yüzden kalbin doğal safiyetini koruması, yaratılış amacına uygun olarak görevini yerine getirebilmesi açısından büyük önem taşır. Mânevî kirlerle kararan, katılaşan bir kalb, iyilik ve hakikate ulaşma arzusunu bütünüyle yitirir. Kalbin muhafazası ve mânevî kirlerden arındırılması o derece önemlidir ki, kirli bir kalble yapılan ibadetler makbul sayılmaz. Kalbi dürüst olmadıkça kişinin imanı zayıflar. Su Ayan