Savaş ve Barış bitti. Ben de bittim.
Bir zamanlar birisinin ‘‘Savaş ve Barış’ı okumamış insan; ‘Ben Tolstoy okudum’ demesin’’ benzeri bir yorumunu görmüştüm. Kitabın çok sıkıcı ve çok uzun olduğu söylentileri yüzünden kitabı almak ve başlamak konusunda tereddütte kalmıştım. Ve şimdi, kitabı bitirdikten sonra, bütün bu kitabın sıkıcı olduğuyla ilgili yorumlarının hiçbirine katılmıyorum. Beni derinden etkileyen kitaplardan birisi oldu. Başta belirttiğim kişinin o yorumuna gelecek olursak, onun yorumunu şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü bu kitapta Tolstoy’un zihninin içine girip, onun derin anlamlara sahip bir dizi düşünce akışına bizzat tanık oluyorsunuz.
-(Bu kısımda karakterlerin diyaloglarından birkaç alıntı yaptım.)-
Savaş psikolojisi…Askerlerin cephede, savaş esnasında, silahlar ve kılıçlar üzerlerine doğrultulmuşken, her an bir gülle düşmesiyle ölebilecek olma ihtimallerini akılarından geçirmelerini, bunların da ötesinde, savaşın başlarında kendileriyle şakalaşmaları, bir askerin gülle geçerken çömelen mujiğe, “Hayırdır tanıdığa mı selam veriyorsun?” diyerek gülmesi, baş karakterlerden biri olan Rostov’un, genç Fransız bir askere kılıcını sallarken hissettiği kötü duygu ve kalbinin sıkışması, Prens Nikolay Andrey’in savaş esnasında, daha önce neden fark etmediğini düşündüğü o parlak, güzel, aydınlık gökyüzü tasviri, hayatı anlamsız görmesi, onun için mutluluk kavramının ne olduğu, Rostov’un yakın arkadaşı r’leri söyleyemeyen Denisov’un savaş esnasında ‘…hedef tahtasına atav gibi gibi atıyovlav’ sözleri, Prens Andrey’in kız kardeşi Prenses Marya’nın saf kalbi ve alçakgönüllülüğü, Anatol Kuragin’in kendine özgü davranışları, kendine olan özgüveni ve sorumsuzluğu, Dolohov’un cesur yüreğinin, savaşmak için kanı kaynayan Petya’nın ilgisini çekmesi, Nataşa’nın kendine