Mü'minlerle, düşmanları arasındaki mücadele, herseyden önce bir akîde mücadelesinden başka birşey değildir. Mü'minlerin hasımları, sırf imanları yüzünden onlardan öc almaktadırlar, sadece akîdelerinden ötürü onlara kin kusmaktadırlar.
Mü'min "hak" üzeredir... Haktan ötesi ise sapıklıktan başka nedir? Varsın sapıklığın saltanatı olsun, varsın toplulukları, yığınları olsun, sempatizanları, sevdalıları olsun...
İman eden kimse değerlerini sınırlı ve geçici (fâni) olan şu âlemden almaz. Kalbindeki bu dayanak, varlığın pınarlarına dayanır. Böylesine sağlam dayanaklara sahip, doğrudan Rabb'i ile bağlantısı olan, "hak” ölçülerine ve kâinâtın pınarlarına sahip kimsenin kendisini yalnız hissetmesi, güçsüzlük psikolojisini yaşaması mümkün değildir.
Mü'min imanını koruduğu müddetçe, kendisini yenilgiye uğratmış olanlara yukarıdan bakmalıdır. Bu pozisyonun geçici bir dönem olduğunu, imanın eninde sonunda geri geleceğini, bundan kaçışın olmadığını kesinlikle bilmelidir.
ولا غالب إلا الله,
Behçet Necatigil'in dediği gibi; bazılarımız asıl metindeyken, bazılarımız hayatın kenarına düşülmüş birer derkenârdır. Ve asıl hikaye, çoğu zaman o satır aralarında gizlidir.