İnsan kendine iyi gelmeyecek işlerle uğraştığında zamanı israf etmiş olur. Öte yandan kendine iyi gelmeyen bir meşgale bulamadığında da başkaları tarafından işgal edilmeye uygun hale gelir.
Kalbî bir yaşam sürmek ve gönül insanı olmak demek, sabahtan akşama tütsü yakıp tespih çekmek değildir. Amiş Efendi dervişlerine “Dünya işinizi halletmeden yanıma gelmeyin,” dermiş.
Velhasıl-ı kelam; yaşanmayan inanç insan için bir yüktür. Ne demek yaşanmayan inanç?
Dağda bayırda herkes evliyadır. Halk içinde Hakk’la beraber olup akıl işleriyle gönül işlerini denge içinde taşımak lazım. Gürültüdeki ahengi keşfetmek lazım. İnanmayı ve çalışmayı mutlaka yan yana koymak lazım. Eşikte beklemenin en mühim vazifesi budur.
Bekleyen, arayandır. Bekleyen, aradığının ne olduğunu bilendir. Bekleyen, mutlaka ama mutlaka bulacak olandır. Çünkü bulma istidadı olmasaydı, eşiğin ötesindeki onu eşiğine almazdı. Hakkıyla arayanlar Hakk’ı bulurlar, demişler. Kimler demiş? Vaktiyle eşikte bekleyenler. Zaten en güzelini de onlar söyler, durmayanlar ama bekleyenler.
Eşikte durulmaz, eşikte beklenir. Durmak karar vermektir. Eşik karar yeri değildir. Orada, verilecek karar beklenir. Eşiğin ötesinden gelecek karar, beklemeyi bilene ansızın gelir.