Eylül, Türk Edebiyatının ilk psikolojik romanı olarak bilinir.
İstanbul’da geniş bir ailede yaşayan, mutlu bir çift olan Süreyya ve Suad’ın ilerleyen zamanlarda hayalini kurdukları yalıya taşınarak mutluluklarına mutluluk katmalarını anlatmasıyla başlayan yazarımız, akrabalarından sık sık kendilerini ziyaret eden ve duygusal anlamda boşlukta olan Necib’in önce hayran olup daha sonra da aşık olduğu Suad’a olan hislerini, gelgitlerini, hayallerini anlatmasıyla devam eder.
Sözden ziyade bakışlarla anlatmaya, anlaşmaya ve anlaşılmaya çalışan Suad ve Necip’in birbirlerine olan hislerini, birbirlerinden kaçışlarını, Süreyya’ya karşı vicdan azaplarını yazarımız güçlü bir şekilde okura yansıtmayı başarmış.
Sadakat, aşk, ihanet gibi kavramların ne olduğunu tekrar sorgulatan bir eser olmuş.
Kitabın konusunu beğenmemekle birlikte duyguların aktarımı ve kitabın sonu hoşuma gitti.
Yazarın dili bana göre ağırdı. Kitabın başlarında sık sık sözlüğe bakma ihtiyacı hissettim. İlerleyen zamanlarda ise diline yavaşça alışmaya başladım.
EylülMehmet Rauf · Yapı Kredi Yayınları · 202450bin okunma
Âşık dünyadayken kınındaki bir kılıç gibidir. Dünyası değişince kılıç kınından çıkar. Böylece aşık daha tesirli olmaya başlar. Giderek tesiri artar, yeni aşıklar yetiştirir, o aşıklar da başkalarının ruhunu açar. Fizik alem bir teferruattır, bunun için ‘aşıklar ölmez’ denir.
İnsanları ilgi alanları inşa eder. Bir insan neyin talibiyse onun talebesi olmuş demektir.
Yıllar geçtikten sonra peşine düştüğümüz şeylerin bize neler kattığını anlarız.