Nasılsa insanım? Nasılsa insandım!
Okumak ve gezmek olası birsey. Peki kendini modernlik içinde sanıp da eli kitap yerine para desteleri taşıyanlara ne demeli ?
...... Göğsü tahta gibiydi, kaburgaları, geceliğinin kalın kumaşı altından bile kurumuş bir fıçının çemberleri gibi belli olurdu. Uzun süre sessizce oturduktan sonra, ansızın:
- Böyle sürekli sıkıntı içinde yaşamaktansa ölmek daha iyi... —diye fısıldardı.
Ya da belirsiz birine sorar gibi:
— Yaşadın da ne oldu sanki? —derdi.
Sonra sözümü keserek, bana:
— Uyu! -diye fısıldar ve doğrulup kül rengi bir gölge gibi sessizce mutfak karanlığı içinde erirdi.
Sabahtan akşama Kuınavino'nun kumlu yollarında, sulan bulanık Oka kıyılarında, kırlarda, ormanlarda özgürce dolaşmaya, başıboş yaşamaya alışmış bir insan olarak bu yeni hayatımı inanılmaz sıkıcı buluyordum. Ninemi, arka daşlarımı arıyordum. Çevremde iki laf edebileceğim kimse yoktu. Bana gerçekle ilgisi olmayan, çirkin arka yüzünü gösteren bu hayat sinirime dokunuyordu.
" Olsa ne çıkar? Senin de için sıkılıyor Naciye. Ne bakıyorsun. Hakkın var, çekilmez. İrili ufaklı dört çocuk. Bu kaba, ahmak herif. Düşmüşsün bir kere. Laf, bana ne düşmüşse? Bütün dertlerin tasası bana mı ait?"
" Allah belasını versin. Hayat mı be! Şimdi ben zevk mi alıyorum, bu adamla oturup içmekten? Sıkıntı işte. Keşke eve gitseydim. Kitaplar. Yerin dibine batsın kitaplar! Ne öğrettiler bana? Sökebildiler mi içimdeki huzursuzluğu? İçmek gerek. İyi ama, bu sürüp gitmez ki böyle. Ben, şu, hem kasap, hem kasap ruhlu herif, içiyoruz da ne oluyor? Hiç. Öyle. Hiç değilse düşünmediğimiz, beklemediğimiz şeyler olsa... "
DostVüs'at O. Bener · Milliyet Yayınları · 1977745 okunma