Soyut düşünceler,insanın,belli dakikalardaki ruh durumlarını bilinçli bir biçimde tutabilme yeteneğinden doğuyor. Soyut şeyleri düşünmeye karşı olan eğilimim,algı yeteneğimi doğal olmayan bir biçimde o kadar geliştirdi ki, bazen en basit bir şeyi düşünürken içinden çıkılmaz bir düşünce cözümlemesi çemberine giriyor,artık beni ilgilendiren sorunu değil,düşündüklerimi düşünmeye başlıyorum. Ne düşündüğümü kendime soruyor,düşündüklerimi düşünüyorum,yanıtını veriyorum. Peki şimdi ne düşünüyorum? Ki,düşündüğümü düşünüyorum, kafam karmakarışık,bu hal böylece sürüp gidiyor.
İnsanın aklında hiçbir iz bırakmadan geçen sayısız düşünce ve düşlemle birlikte çok derin izler bırakanlar da vardır. Öyle ki,düşüncenin özü olan sorunu unuttuğunuz halde onun çok iyi bir şey olduğunu anımsıyor,bıraktığı izin etkisi altında kalarak canlandırmaya çalışıyoruz
Ancak büyük bir sevgiyle sevebilen insanların üzüntüleri de büyük olur; sevmek isteği,acılarına panzehir gibi gelir, onlara şifa verir... Bunun için insanın manevi doğası,maddi doğasından daha dayanıklıdır; acı, hiçbir zaman öldürmez.
Çocukluğun verdiği tazeliğin,gamsızlığın,sevgi gereksinmesiyle inanç gücünün bir daha geri dönmesine olanak var mı ? Bu zamanda masum bir neşe,sonsuz bir sevme gereksinmesi; bu iki yüksek erdem,yaşamın kılavuzudur; böyle olunca hangi çağ bu çocukluk çağından daha üstün olabilir ?