Kahveyle aram ciddi, kitaplarla uzun soluklu bir ilişkimiz var. Yolda, durakta, hayatta hep bir şeyler okurum. Fazla ciddiye almadan yazdıklarımı bloga da bırakıyorum: tatkitapyol.blogspot.com
Palto giymeye üşenirken bu koca dünyayı sırtımda nasıl taşırım ben? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam. Sen de anlamazsın. Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım?
Ağaçlar anıların muhafızlarıdır. Tarihin tendonları, kimsenin kazanmadığı savaşların yıkıntıları, kayıpların kemikleri vardır. Köklerimizin altında birbirine dolaşmış, gövdelerimizin içinde saklanmış

Aşk, umudun cesurca onaylanmasıdır. Ölüm ve yıkımın sözünün geçtiği yerde umudu kucaklamaz insan. Etrafı yıkıntılar ve cam kırıkları ile çevrili iken en güzel elbisesini giyip saçına bir çiçek iliştirmez. Kalplerin mühürlü kalması gereken bir zamanda, hele de kendi dilinden, dininden, kanından olmayan birilerine kalbini kaptırmaz.
Kıbrıs’ta, 1974 yazında aşık olmaz insan. Ne yeridir ne zamanı. Ama oradaydılar işte, o ikisi.

Rumları Türklerden, Hristiyanları Müslümanlardan ayırmak amacıyla Kıbrıs'ı boydan boya kesip geçen yarığa Yeşil Hat Diyorlar. Etrafında kilometreler boyunca uzanan kadim ormanlar olduğu için almamış ama bu adı, sadece bir İngiliz Tümgenerali önüne açtığı harita üzerinde sınırı çizmek için yeşil bir mumlu kalem kullandığı için öyle olmuş.