Ve biz- sadakat içinde taşırız bize verileni sert omuzlarımızın üstünde ve yalçın dağların üstünden! Ve terlediğimiz zaman şöyle derler bize: " Evet, zordur taşımak yaşamı! "
Ama sadece kendisini taşımak zor gelir insana! Çünkü çok fazla yabancı şey yüklenir omuzlarına. Develer gibi diz çöker ve yükünü güzelce yükletir sırtına.
Özellikle de güçlü kuvvetli, taşıyabilen insan, içinde saygı bulunan kişi: çok fazla y a b a n c ı ağır sözcük ve değer yüklenir sırtına - şimdi yaşam bir çöl gibi görünür ona!
Ey, etrafımdaki mutlu sessizlik! Ey, etrafımdaki temiz kokular! Ey, bu sessizlik nasıl da soluk alır derin bir göğüsten! Ey, nasıl da kulak verir bu mutlu sessizlik!
Ama aşağıda- orada her şey konuşur, her şey duymazdan gelinir. Kişi bilgeliğini çanlarla duyurabilir; çan sesleri pazaryerindeki tüccarın metelik seslerinde boğulacaktır!
Her şey konuşur onlarda, hiç kimse bilmez artık dinlemeyi. Her şey suya düşer, hiçbir şey gelişmez, sona ermez. Her şey gıdıklar, ama kim hâlâ yuvada oturup da kuluçkaya yatmak ister yumurtalara?
Her şey konuşur onlarda, her şeyin cılkı çıkarılır konuşa konuşa. Ve her ne varsa daha dün, zaman ve zamanın dişleri için henüz sert olan; sarkar bugün kazınmış ve kemirilmiş bir halde bugünkülerin dişlerinin arasından.
Her şey konuşur onlarda, her şey ifşa edilir. Ve bir zamanlar derin ruhların sırrı ve gizli saklısı olduğu söylenen, bugün sokak- çığırtkanlarının ve başka kelebeklerin dilinde.
Ey insanı varlık, sen tuhaf şey! Sen karanlık sokaklardaki gürültü! Şimdi yine arkamda kaldın:- en büyük tehlike arkamda kaldı!
Esirgemek ve acımaktı her zaman en büyük tehlike bana; ve her türlü insanı varlık da esirgenmek ve acınmak ister.
Ah! Hep çok azdır yüreklerinde uzun soluklu bir cesaret ve cüret bulunanlar; tini de sabırlıdır bunların. Geri kalanlarsa k o r k a k t ı r.
Geri kalanlar: bunlar her zaman büyük çoğunluktur, o sıradanlar, o lüzumsuzlar, o fazlalıklar - korkaktır bunların tümü! -
Küçük bir mutluluğa alçakgönüllülükle sarılmak- " Boyun eğme! " Diyorlar buna! Ve bu sırada hemen yeni küçük bir mutluluğun yolunu gözlüyorlar göz ucuyla, alçakgönüllülük içinde.
Aslında çoğunlukla tek bir şeyi isterler saflık içinde: kimsenin kendilerine acı çektirmemesini. Bu yüzden herkesten erken davranıp, iyilik yapmak isterler.
Oysa korkaklıktır bu: adına " Erdem" Denilse bile.