Kahpe İstanbul şarına aşık olarak işlediği günahın cezası bitmişti her halde. Cenabıhak onu çok özlediği karlı dağlarına kavuşturmuştu.
Burada rüzgar, boyun eğmez çam ağaçlarının tepesinden ıslıklar çalarak esiyor. Burada bu senenin yavru buzağıları padişah korkusu olmadan boğazlarının son kuvvetiyle böğürüyorlar... Burada sular kirlenmek korkusu olmadan köpürerek alıyorlardı.
Tepesindeki karları düşürmemeye çalışarak yüzükoyun çimenlere uzandı. Burada velvele'nin işveleri insanın kanını kaynatmazdı artık... Burada bu göklerle kucaklaşan ulu dağlarda padişahın fermanı da sökmezdi gayri...
İnsan denilen; hissiz, kıyıcı, vefasız, kendini beğenmiş yaratığa burada tabiat arkasını çevirmişti.
-İstanbul'da konaklarda şölenler verilir. Yenilir, içilir, can cümbüşleri edilir, olan oracıkta olur biter. Bu ne kıskançlık böyle?
- Bizde bir hatunu başka ere vermezler. Böyle olagelmiştir. Bunda huyumu değiştirecek değilim ya? Ben herkesin avucladığı çeşmeden su içmem.
- Arslan sütünü içmeden önce subaşıydım, dedin. Bir bardak çektin padişah oldun, bir bardak daha çekersen, sümme hâşâ, peygamber, iki bardak çekersen Tanrı olacaksın. Sana nasıl iman edeyim.