Galip Bulut

Allahin Razı Olduğu Kul!
Resulü Ekrem sav buyuruyor ki Allah-u Teâlâ bir kulundan memnun olursa, ona zalim bir devlet başkanını musallat eder. Bu herkesin kulağına küpe olsun. Hepimiz bunu beynimize yazalım demiyorum, beynimize kazıyalım! Allah eğer bir kulundan razıysa devleti onun başına musallat eder. Devlet sürekli onunla uğraşır. Bakan, başbakan neyse artık… Sürekli onu bizar eder rahat bırakmaz ama sen bunu lütuf bil kerem bil. Muhammed Mustafa öyle buyuruyor
Reklam
Bütün Mesele Niyettir!
Bazı insanlar hafızlık yapar bazı insanlar hafızlık yapamaz, kafası almaz. Asıl mesele ezberlemek değil bütün mesele niyettir, yürekteki duygudur, iştahtır istektir. O iştahla cennete gireceksin. Ameller Allah’ın rahmetini celbeder. Cennete ebedi kalmak niyete bağlıdır. Niyetinizi Ali edin. Bir şeyi elde edemediğiniz zaman kendinizi kahretmeyin.
Sayfa 593·Kitabı okudu
"İLİM SORUMLULUK DEMEKTİR" İlim, sahibine tevdi edilmiş ilahi bir emanettir. Bu sebeple onu elde etmek kadar, gereklerini yerine getirmek de ilim adamı için büyük bir sorumluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Aşağıda okuyacağınız anekdot "Kulları içinde Allah(c.c.)’tan en çok alimler korkar" mealindeki ayetin kendilerine yüklediği derin sorumluluk hissinin tazyikiyle hamiyyet-i diniyye ve gayret-i diniyye sahibi gerçek ilim adamlarının dinî/toplumsal duyarlıklarını yansıtmaktadır. Yıl 1902. Sultan II. Abdülhamid Han dönemidir. Kendini bilmezin birisi, îbn Âbidîn'in Reddu'l-Muhtâr'ında yer alan bir ifadeyi gerekçe göstererek, -kıymeti ehlince malum olan- bu kitabı "jurnallemişti." Sultan II. Abdülhamîd Han, bu kitabın hemen toplatılmasını emretti ve kitap, özel kütüphanelerden teker teker müsadere edilmeye başladı. Dönemin ileri gelen alimlerinden Tikveşli Yusuf Dıyâuddîn Efendi ve Rizeli Muhammed Ferhat Efendi bu uygulamadan haberdar olur olmaz, hemen apar-topar saraya gidip huzura çıktılar. II.Abdülhamid Han’a, Reddu'l-Muhtâr gibi, her alimin evinde bulunan ve ulemanın büyük itimadına mazhar olan bir kitabın, bu şekilde kütüphanelerden müsadere edilmesinden ilim aleminin duyduğu rahatsızlığı dile getirdiler ve kitabın toplatılmasına gerekçe gösterilen ifadenin hemen bütün Fıkıh kitaplarında mevcut olup, Sultan'ın zatına yönelik bir durum olmadığını dile getirdiler ve II. Abdülhamid Han’ı ikna etmeyi başardılar. Bunun üzerine Reddu'l-Muhtâr, toplatıldığı kütüphanelere teker teker iade edildi ve hakkında bir rapor yazarak bu eseri jurnalleyen bürokrat, tenzil-i rütbeye tabi tutularak basit bir belediye görevlisi olarak taşraya sürgün edildi. Yeri geldiğinde "en köşeli laflarla" ulemayı "ümera yaltakçılığı"yla suçlayan, pasiflik, pısırıklık, hayattan kopuklukla
Ebu Hanife sadece 17 hadisle amel etti iftirası Ekranlarda ve yayın dünyasında mealcilikle şöhret bulan zevatın taklid merci olan bir Hoca’nın, Ebû Hanife’nin 17 hadîsle amel ettiğini ya da o kadara itimad ettiğini iddia etmesi ve bunu da İbn Haldûn’a isnadı gerçeğe aykırıdır. Çünkü İbn Haldûn, “Ulû- mu’l-hadîs/hadîs ilimleri” başlığı altında müctehid imamlardan bahsederken bir yerde, “Ebû Hanife’nin rivayet ettiği hadîslerin 17 ya da daha fazla olduğu söylenmektedir” demektedir. İbn-i Haldûn’a ait olan, “يقال/söylenmektedir” ifadesi hükmün ona göre muteber olmadığını gösterir. Nitekim bir sonraki paragrafta Ebû Hanife’nin kasten hadîs rivayetini terk etmesinin söz konusu olamayacağını, mezhebinin büyük muhaddisler nezdinde muteber olmasının, onun hadîste de büyük müctehidler arasında yer aldığına delalet ettiğini” söyler. (İbn Haldûn, Mukaddime, s.352-3.) Ebû Hanife’nin yaptığı 500.000 ictihada karşılık 4.000 hadîs rivayet etmesinin sebebi ise, hadîsleri tahlil edip onlardan Şeriat’ın maksatları çerçevesinde hüküm çıkarmayla meşgul olmasıdır. Nitekim Allah Rasûlü ile daha uzun süre kalan Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in müksirûna nispetle az hadîs rivayet etmesi de aynı sebebe mebnidir.( İhsan Şenocak, Bütün Zamanların Müctehidi, İnkişaf, s.6, 25.) Hoca, 15 yıl önce de hadîs mecmualarının uydurma rivayetlerle dolu olduğunu söylerken İbn-i Haldûn’la istidlal etmişti. Hoca’nın Hicri 808’de vefat eden İbn-i Haldûn’un isnatsız bir şekilde, üstelik “söylenti” olarak naklettiği ifadeye bu derece itimat etmesi ilmî müktesebatı ile alakalı şüphelerimizi artırmaktadır. Her ne kadar Hoca, hadîs tahlilindeki müesses usûlu keyfi kullansa da yine de bu hükme nasıl vardığını bir metin ve sened tahlili meclisinde onunla konuşmak isteriz. Bu mesele ihmal edilemeyecek kadar

Galip Bulut

, 1000Kitap'a katıldı.