Güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek anlamına gelmez. İnsanın, kaçmadan kendi tanrısallığıyla buluşması, kendi kafasına göre vahşi doğayla iç içe bir hayat yaşaması anlamına gelir. Öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir. Dayanmak ve yaşamak anlamına gelir.
Kadın psikolojisiyle ilgili eski kuramların en temel sorunlarından biri, kadınların hayatlarına dair görüşlerin çok sınırlı olmasıdır. Kadının ne olabileceği, ne olduğu kadar düşünülmemiştir.
Yeteneklerinin kabullenilmediği ailelerde büyüyen kadınlardan çoğu zaman, hem de tekrar tekrar, çok parlak başarılara imza atmaları istenir; kaldı ki, bunun kendilerinden neden istendiğini de bilmezler. Ailelerine değerli olduklarını kanıtlamaya çalışırken üç tane doktora yapmaları, Everest Tepesi’ne tırmanıp inmeleri ya da her türden tehlikeli, zaman tüketici ve para yiyen girişimin altına girmeleri zorunluymuş gibi hissederler.
Uyum göstermek, tüm kadınlar tarafından akılda tutulması gereken sarsıcı bir kavrayışa yol açar. O da şudur: Kendimiz olmamız, diğer pek çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının istediklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar.