TV karşısında geçirilen uzun saatler insanın bedenini tembelleştirir, gönlünü yorar, aklını ve dilini geveze haline getirir ve ruhunu giderek çoraklaştırır.
Değiştirebileceğin şeyler için endişe duy, kendini yor, cesaretini koru ve çabanı sürdür. Kontrolünün dışındaki şeyler için zihnini, gönlünü ve bedenini anlamsızca yorma. Bu iki durumu aklınla, gönül gözünle ve vicdan terazinle ayırt etmeyi öğren. Böylece içsel huzurun giderek artacaktır.
Aklımızı sistemli bir uğraşla meşgul edip ona anlamlı bir hedef göstermediğimizde, o akıl bizi her türlü faydasız gündemle meşgul eder, boş hayallerin arasında gezdirir ve sonunda enerjimizi tüketerek bizi bitkin halde oturduğumuz yerde bırakır.
Güçlendirilmeyen bir irade bencil zevklerin ve ihtiyaçların ağırlığıyla insanın kalbindeki ve ruhundaki yükü ağırlaştırır. Kişi bedensel zevklerin, tembelliğin, ertelemeciliğin pençesine düşer ve atalet bataklığına saplanır. Bunlar insanın yaşam enerjisinin önemli bir bölümünü bitirir ve iyi şeylere yönelik enerjisini giderek tüketir. Böylesi bir hayat sadece gündelik ihtiyaçların, basit zevklerin, anlamsız uğraşların peşinde sürüklenen bir hayattır. Oysa insan sadece yeme-içme, cinsellik gibi fizyolojik ihtiyaçları karşılamak için yaşayan bir varlık değil. Sadece midesini değil; aklını, kalbini, vicdanını, ruhunu da doyurmaya ihtiyaç duyar.