Kötü ne? İyi ne? Neyi sevmek, neden nefret etmek gerekiyor? Ne uğruna yaşanmalı ve ben neyim? Yaşam ne, ölüm ne? Hangi güç her şeye hükmediyor? Bütün bu sorulara verilecek tek bir cevap vardı ve o da hiç mantıklı değildi: "Öleceksin ve her şey bitecek. Öleceksin ve her şeyin cevabını öğreneceksin, ya da soru sormayı bırakacaksın." Ama ölmek de korkunçtu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Acıya insanların neden olduğunu düşünme. İnsanlar, onun aletidir." Bir portrenin bildiği bir yerine bakar gibi güvenli, alışık bakışlarla Prens Andrey'in başından biraz yukarıya baktı. "Acıyı gönderen odur,insanlar değil. İnsanlar onun aletidir, onların bir suçu yoktur. Birinin sana karşı suç işlediğini düşünüyorsan, bu suçu unut ve bağışla. Bizim cezalandırmaya hakkımız yoktur. Affetmenin mutluluğunu sen de anlayacaksın."
Napolyon, "Ama çok sayıda manastırın ve kilisenin olması daima halkın geri kalmışlığının göstergesidir," dedi ve bu tespitini onaylaması için Caulaincourt'a baktı.
Kendi kendine, "Kendimi bu kadar güçlü ve genç hissederken özgürlüğümden faydalanmalıyım," diyordu, "Piyer mutlu olmak için mutlu olabilme ihtimaline inanmak gerek derken haklıydı ve ben artık buna inanıyorum Bırakın ölüleri ölüler gömsün, hayattayken yaşamak ve mutlu olmak gerek."
Zor kullanılarak yapılan her reform hor görülmeye layıktır, çünkü insanlar değişmeden kaldıkça kötülüğü iyileştiremez, çünkü bilgelik şiddete gerek duymaz.