Veba virüsü batıyı kırıp geçirirken kilise bunu tanrının cezası olarak görüyordu, onlar kaderciliğin yolundan ayrılıp aklın ve bilimin yoluna geçene kadar nice bedeller ödediler. Aydınlanma alevi, hatalardan ders çıkarıldığında ve çözüm arandığında yanar. Bu yüzden devletin dini bilimdir derler. İnançlı ama bilinçli olan bir düşünür; “Okuyun, zira mürekkebin akmadığı yerlerde kan akıyor.“ diye öğütlemiştir. Bir başka inançlı aktivist; "Harekete geçilmediği sürece şiddeti dua ederek durduramazsınız demiştir.“
Gerçekleşen deprem felaketinde ihmallerle, örtülü cinayetler işlenmiştir. Alanının uzmanı olan akılcı yöneticiler yerine İlahiyat Fakültesi'nden mezun insanlar olduğu için koordinasyon sorunu yaşanmış ve insanlar ölmüştür. Bazıları kurtarılmış ama bu seferse kış soğuğuna terk edilmişlerdir. Depremin öldüremediğini soğuk öldürmektir çünkü hala bölgede çadır sıkıntısı vardır. Sadece beş vakit namaz kıldığı için, zihni Orta Çağ karanlığında, bilimden uzak figürler başımızda olduğu müddetçe geçmişte öldüğümüz gibi bugün ölmekteyiz. Hatalarımızla yüzleşmek yerine biz her şeyi başaracak durumdayız diye övünürsek aynı acılar tekerrür edecektir. Zaten doğru ve iyi olduğumuzu düşünürsek nasıl daha doğru ve iyi olabiliriz? Cevap basit: OLAMAYIZ!