Her zamanki gibi, iki işi birden yapacaktım, günümü yaşarken eskilerde dolaşacaktım. Sonraları, o korkunç cendereye sıkıştırıldığında bu ruh durumu, pek de büyük bir çabayı gerektirmeden beni içine alıveririr olmuştu sık sık; bir savunma, bir varoluşu koruma içgüdüsü idi sanki bu.
Biz gerçeklerle doğrudan doğruya ilişkide değiliz, hiçbir zaman da olmayacağız. Bambaşka bir iş gören bir ağla çevriliyiz biz, ya da dışına çıkma olanağından yoksun bulunduğumuz bir sıvı üzüyoruz. Niçin saklamalı; bizi etkileyen, olayın kendisi değildir, onu duyuşumuzdur.
Bence bütün konuşmalar gerçekte böyleydi; insanlar düşüncelerini hiçbir zaman tam olarak anlatamıyorlardı, çünkü tam olarak düşünmüyorlar, düşünemiyorlardı. Onları çaba harcayarak, el yordamı ile anlıyorduk. Anlaşmazlıkların doğması da bundan oluyordu çoğu zaman. Dinlemek bir yorumdan başka bir şey değildi.