“Bana yâr olmadın, başkasına da yâr etmem seni Şehnazım” diyerek iki el ateş etmesine sebep olmuştu. 7.65’ lik kurşunlardan biri Şehnaz’ ın sağ göğsüne, öteki de -ilk kurşundan sonra yere düştüğü için- bacağına saplanmıştı. Yani zamanında müdahale edilse ölümcül yaralar değildi ikisi de. Ne var ki Yusuf genç kadını dizine yatırmış, saçını okşayarak kan kaybından ölmesini beklemişti. Silah sesleri üzerine parka gelen polis memurlarını ise “Yaklaşmayın, ateş ederim” diyerek durdurmuştu. Polisler koşarak gelen mahalleliye engel olmuştu sadece. Kimseyi parka bırakmıyorlardı; Şehnaz’ ın, saçlarını başlarını yolan akrabalarını bile. Gezi Parkı’ nda, Okmeydanı’ nda, Kızılay’ da herhangi bir protesto gösterisinde hemen tabancasında davranıp ateş eden, göstericileri alnının ortasından vurmakta tereddüt etmeyen polis memurları ise Yusuf’ u -hiç olmazsa kolundan, bacağından- yaralanmayı hiç düşünmeden öylece bekliyorlar, ona megafonla yumuşak sözler söyleyerek, “Kardeşim” diye seslenerek silahını bırakması için ikna etmeye çalışıyorlardı.. Onlar da erkekti; kadın ve namus meselelerini iyi anlarlardı. Kim bilir ne kancıklık yapmıştı kadın da adamın sinirlerini bozmuştu böyle? Kabahat ölende mi, öldürende mi diye düşünmüşlerdi sigara dumanlarını içlerine çekip parka bakarken.
Sonra dünya dondu, insan dondu, kuşlar bile uçmadı sanki; beklediler, beklediler, beklettiler. Genç kadının kanı yaralarından sızarak yere aktı, göllendi. Toprakta vakitsiz açan kızıl bir büyürken, Şehnaz herkesin gözü önünde, inlemeleri gittikçe hafifleyerek kan kaybından öldü, ancak ondan sonra adam kadını son bir kez öpüp tabancasını attı ve teslim oldu. Daha yürekli kocalar, kadını vurduktan sonra tabancayı kendi şakağına dayayıp intihar ediyordu. Besbelli Yusuf onlardan değildi. Şimdi bir sürü ceza