"Ölüm korkunuz, kendisini onurlandıracak olan kralın huzuruna çıkan çobanın titremesinden başka bir şey değildir.
Çoban titrerken sevinçli değil midir kralın armasını taşıyacağı için? Yine de asıl farkında olduğu titreyişi değil midir?
Çünkü ölmek rüzgârda çıplak durmaktan ve güneşte erimekten başka nedir ki? Soluk almaz olmak, yükselebilmesi, genişleyip engelsiz bir şekilde Tanrı'yı arayabilmesi için, soluğu o bitip tükenmez gelgitlerden kurtarmaktan başka nedir ki? Ancak sessizlik ırmağından içtiğiniz zaman gerçekten şarkı söyleyeceksiniz.
Dağın tepesine ulaştığınız zaman tırmanmaya başlayacaksınız. Toprak kol ve bacaklarınıza sahip çıktığı zaman gerçekten dans edeceksiniz."
"Ölümün sırrına ermek istersiniz. Ama bu sırrı hayatın kalbinde aramadıkça nasıl bulursunuz ki?
Geceye dönük gözleri güne kör olan baykuş ışığın esrarını ortaya çıkaramaz.
Gerçekten ölümün ruhunu görmek istiyorsanız, yüreğinizin kapılarını açın hayatın bedenine ardına kadar. Çünkü hayat ve ölüm birdir, tıpkı ırmak ve denizin bir olduğu gibi.
Umutlarınızın ve arzularınızın derinliklerinde yatar hayattan sonrasına dair sessiz bilginiz..."