"Aranızda ne genç olup arayan ne de yaşlı olup anımsayanlar var; aramaktan ve anımsamaktan duydukları korkuyla tüm hazlardan uzak duruyorlar, ola ki ruhu ihmal etmiş, ruha karşı kusur işlemiş sayılırlar diye.
Fakat onların bu vazgeçişlerinde bile haz var. Böylelikle onlar da bir hazine bulur, toprağı titrek elleriyle kök aramak için eşeleseler bile.
Fakat söyleyin bana, ruhu kim gücendirebilir? Bülbül gecenin sükûnetini, ateşböceği yıldızları gücendirir
mi? Aleviniz ya da dumanınız yük olur mu rüzgâra?"
"Haz bir özgürlük şarkısıdır, ama özgürlük değildir.
Arzularınızın çiçeklenişidir, ama meyvesi değildir.
Bir doruğa seslenen derinliktir, ama ne derindir ne de yüksek. Kafese kapatılanın kanatlanışıdır, ama kuşatılan uzam değildir. Eh, hakikatin ta kendisi şu ki haz bir özgürlük şarkısıdır.
Bu şarkıyı olgun bir yürekle söylemenizi isterim; ama şarkıyı söylerken yüreklerinizi yitirmenizi değil."
"Size denizlerin, ormanların ve dağların duasını öğretemem. Ama siz, dağlardan, ormanlardan ve denizlerden doğmuş olanlar, onların duasını yüreğinizde bulabilirsiniz.
Gecenin sükûnetinde dinlemeniz yeter duymaya onların suskunlukları içinde söylediklerini: "Ey Tanrımız, bizim kanatlanmış benliğimiz, irademiz içimizdeki iradendir.
Bizde arzulayan içimizdeki arzundur. Sana ait gecelerimizi yine sana ait gündüzlere çeviren, içimizdeki itici gücündür.
Senden bir şey isteyemeyiz, çünkü sen bizim ihtiyaçlarımızı daha içimize doğmadan bilirsin: Bizim ihtiyacımız sensin; bize kendinden daha fazla verirken aslında her şeyi vermiş olursun.""