İşte, bizi beyazlardan ayıran budur. Papalagi, işinin altında eziliyormuşçasına, iç çekerek söz eder ondan. Oysa Samoa’nın delikanlıları şarkı söyleyerek giderler kulkas tarlalarına, genç kızlar şarkı söyleyerek yıkarlar ırmakta bel örtülerini. Büyük Ruh, meslek yüzünden soluklaşmamızı, lagündeki kaplumbağalar, küçük sürüngenler gibi sürünmemizi istemez kesinlikle. O her zaman, ne yaparsak yapalım mağrur ve dik olmamızı ister, gözleri gülen, organları çalışan birer insan gibi.
Papalagi(beyaz adam) hâlâ kendisini ölümden koruyan bir makine yapmayı beceremedi. Tanrı’nın her an yaptığından, gerçekleştirdiğinden daha büyük hiçbir şey beceremedi şimdiye dek. Makineleri, marifetleri, büyüleri, hiçbir şeyi insanın hayatını uzatmaya yetmedi; ne de insanı daha mutlu, daha huzurlu kılmaya. Gelin, onun için biz Tanrı’nın mucizevi makinesine ve onun becerilerine bakalım ve eğer Beyaz Tanrı bir oyun edecek olursa görmezden gelelim.
Avrupa’da mesleği bütün neşesini alıp tükettiği için, yaptığı işin sonucunda onu keyiflendirecek tek bir meyve, tek bir yaprak bile ortaya çıkmadığı için işinde keyif nedir bilmeyen, yüzü kül gibi solmuş Papalagi’lerin sayısı bizim adalarımızdaki palmiyelerden çok daha fazladır.
Makine, yaptığı iş üzerinde konuşamayan, gülümsemeyen; bitirdikten sonra yaptığın işe, onlar da sevinsinler diye annene ve babana götüremeyeceğin soğuk, kansız bir nesneden başka nedir ki?