Asıl soru neyin eksik olduğu. Bir şeyler noksan. İçimde ve hayatımda. O parçam sürekli aç, sürekli susuz. Ne karım ne de çocuklarım o boşluğu doldurabiliyor. Dünyada bunu yapabilecek yalnızca bir kişi var. Sen. Sadece şimdi, bu susuzluk dindiğinde ne kadar boş olduğumu fark ediyorum. Ve yıllardır ne kadar aç, susuz kaldığımı. Öyle bir dünyaya geri dönemem.
“Ve sonra içinde bir şeyler ölüyor.”
“Nasıl yani?”
Başını salladı. “Bilmiyorum. Bir şeyler. Her gün güneşin doğuşunu, sonra da batışını izliyorsun ve içinde bir şey yitip gidiyor. Sabanını bir kenara atıp kafan boş bir şekilde batıya doğru yürümeye başlıyorsun. Güneşin batısındaki bir yerlere doğru. Takıntılı biri gibi ara vermeden, yemeden, içmeden yere yığılıp ölene kadar yürümeye devam ediyorsun. İşte bunun adı Sibirya Histerisi.”
İnsanlar bir bir kayıplara karışıyor. Bazı şeyler bıçakla kesilmiş gibi ortadan kayboluyor. Kalanlar yavaşça sisin içinde yok oluyor. Geriye sadece bir çöl kalıyor.
O zamanlar bilmiyordum. Birini tekrar düzelemeyecek kadar kötü kırabileceğimi. İnsan, sadece var olarak diğer bir insanda dönüşü olmayan yaralar açabiliyordu.