Kağıt açık, kalem elimde, çayın verdiği sıcaklık ise hala damağımda. Fakat ruhum şuan burada değil. O uzaklara gitmiş. Nereye gittiğini bilmiyorum; bir aile sıcaklığı hissedebildiği her yerde. "Sende burada kalma" diyor bedenime, "ben buraya ait değilim sen de olma" diyor ama bedenim ne kadar istese de gitmeyi, kalmaya mahkum. Kalmalar gitmeler içindir, bunu biliyor ve bu bir nebzede olsa rahatlatıyor onu. Kağıt hala açık, kalem elimde, çayın verdiği sıcaklığı ise bu sefer hissedemiyorum. Ruhumda garip şeyler oluyor, anlamlandıramıyorum.
Bizi anlayabilecek, sevebilecek insanları hep uzaklarda aramamız ne acı değil mi? Oysaki o kişi yine kendimiziz. Bizi en iyi biz anlarız, bizi Allah'tan sonra en çok biz severiz. Aslında hiç anlayamadık değil mi? Hayatımız boyunca yolculuğumuz hep kendi içimizeydi. Uzaklaşmaya çalışsak da günün sonunda sadece kendimizleyiz. Ne kadar gidersek o kadar kalıyoruz aslında. Peki biz ne yapacağız kendimizle? Atamıyoruz içimizdeki "ben"i, uzaklaşamıyoruz kendimizden. Peki ya ne yapacağız kendimizle?