Kitabı ilk aldığımda, tiyatro türünde yazılmış bir eseri nasıl bitireceğimi kara kara düşündüm. Açıp okumaya başladığımda, şiir gibi akıp giden cümlelerin altında fışkıran maneviyata teslim oldum. Bayıla bayıla çevirdim her bir sayfayı; düşüne düşüne okudum her bir satırı. Belki olağan bir olay anlatılıyor ama mesele olay değil, mesele nasıl bir kalemle ele alındığı.
Cümlelerin taşıdığı ruhsal bir sezgi vardı sanki; Hamlet’in yaşadıkları değil, hissettikleri ve hissettikleriyle kurduğu bağdı bana geçen ve beni kitaba esir eden. İyi ki tanıdım seni Hamlet ve sadık dostu Horatio; iyi ki tanıdım kalemini William Shakespeare. Hikâyene ortak olmak mutluluk verici oldu. HamletWilliam Shakespeare
HAMLET:
Ah bu katı, kaskatı beden bir dağılsa, Eriyip gitse bir çiy tanesinde sabahın! Ya da Tanrı yasak etmemiş olsa Kendi kendini öldürmesini insanın! Tanrım! Ulu Tanrım! Ne bunaltıcı, ne berbat, Ne tatsız, ne boş geliyor bu dünya bana! Ah ne iğrenç, ne iğrenç! Bakımsız bir bahçe ki Azgın bitkileri tohuma kaçmış, Pis, kaba ne varsa tabiatta sarmış içini. Bu muydu olacak iki ay sonra ölümünden?