Kitabı ilk aldığımda, tiyatro türünde yazılmış bir eseri nasıl bitireceğimi kara kara düşündüm. Açıp okumaya başladığımda, şiir gibi akıp giden cümlelerin altında fışkıran maneviyata teslim oldum. Bayıla bayıla çevirdim her bir sayfayı; düşüne düşüne okudum her bir satırı. Belki olağan bir olay anlatılıyor ama mesele olay değil, mesele nasıl bir kalemle ele alındığı.
Cümlelerin taşıdığı ruhsal bir sezgi vardı sanki; Hamlet’in yaşadıkları değil, hissettikleri ve hissettikleriyle kurduğu bağdı bana geçen ve beni kitaba esir eden. İyi ki tanıdım seni Hamlet ve sadık dostu Horatio; iyi ki tanıdım kalemini William Shakespeare. Hikâyene ortak olmak mutluluk verici oldu.
Bismillahirrahmanirrahim
Bugünler siyah halk için kötü günler... Zulmün önüne geçilemiyor. İşkence kol geziyor. Ama sabredin. Arkadaşlarımız etrafında çıldırmış canavarlar gibi dolanan zalimler, gün gelecek, layıklarını bulacaklar. Bir adamın derisinin rengi, hiç de insanlığının ölçüsü değildir... Düşüncesine sahip genç imam Abdullah Harun. Cesaretin, fedakârlığın, güvenilirliğin vücut bulduğu nadir isimlerden biri. Ben burada yapılanlara dayanamadım sen nasıl dayandın ey İmam. Kitabın bir yerinde kendine yapılan zulümlere şöyle karşılık veriyor imam Harun: “Ben bir köpeğe bile böyle davranmam”. İşte bu kadar alçaktı, namertti düşmanları. İnsan olamamışlardı, yoksa bir insan bir insana bunu yapamazdı ya. Bu kadar acımasız bu kadar duygusuz ve vicdansız nasıl olabilirdi insan diye düşünmeden edemiyorum. İmam Harun şehit oldu ve arkasında davası için yüzlerce insan bıraktı. Bu davayı yüklenenlerden biri olan Mandela, İmam Abdullah Harun’un cansız cesedinin çıktığı yerde , yaşlı bir delikanlı olarak çıkmıştı ve çıkmaya da devam edecekler. İmam Harun’un da Bilal’ce dediği gibi “AHAD” diyoruz ve son sözümüzün bu olmasını temenni ediyoruz.
Öncelikle kitabı genel hatlarıyla ele alacak olursam akıcı, sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınan "ÖĞRETMEN OLMAK" kitabı iki değerli hocanın diyalogları halinde bizlere öğretmenlik yapmak değil öğretmen olmamız gerektiğini ele alıyor. Yirmi iki bölümden farklı başlıklardan oluşması ve her buluşmalarının Türkiye'nin güzide yerlerinde bu sohbetlerini gerçekleştirmeleri çok anlamlıydı.
Öğretmenliğin, insanların ruhlarına, hislerine, geleceklerine dokunduğunu ve en önemlisi yılları aşarak bir asrın belirlenmesine vesile olacak insanlar yetiştiren çok değerli bir vazife olduğunun farkında olmamız gerektiğini aktarıyor.
Böyle değerli bir eser kaleme alındığı için tüm öğretmen adayları adına teşekkür ediyorum.