Doğru, bir sevgi bazen, kalbimizi buz gibi yapar, ruhumuzu ağırlaştırır. Senin elin soğukken, benimki ateş gibi... Gözlerin bağlı senin Nastenka! Ah, mutlu bir insan bazen ne çekilmez oluyor.
Gerçek dünyadan ne kadar uzakta olduğumu, duygularımın körlendiğini hissediyor, kendime lanet okuyorum. Çünkü hayal dünyasında geçirdiğim gecelerin sarhoşluğundan ayılmak pek acıklı oluyor. Oysa ki çevremizde gürül gürül akan insan seli ne canlı, ne renkli bir dünyadır. Hayat kasırgasına kendilerini kaptırmış bu insanların her şeyi gerçektir.
Şu anda yanınızda oturup sizinle konuşurken yarını düşünmek içimden gelmiyor artık. Çünkü yarın, gene yalnızlık, gene küflü, gereksiz bir hayat taşıyor... Yanınızda, gerçek hayatta bu kadar mutlu olduktan sonra neyi hayal edebilirim?
Demek, o ateşli aşk yalnızca bir düşten başka bir şey değilmiş. Peki ama, dünyadan birlikte uzaklaşarak, hayatlarını iç dünyalarını birleştirerek yıllarca el ele yürüdükleri de doğru değil mi? Ayrılık anında; çevrelerinde kopan fırtınadan habersiz, siyah kirpiklerinden sızan gözyaşlarını götüren rüzgara aldırmadan sevgilisinin göğsünde ağlayan kız kimdir öyleyse?..