"Bu oda karanlık" diyordum, "bu oda yalnız bugün değil, her zaman böyle karanlık... Burada kitaplarımla ben yaşarız ve bize aydınlık getirecek kimsemiz yok... Ben burada yalnızlığı bardak bardak içiyorum. Ve ihtiyar kanepelerle konuşmak istediğim zaman, onlar artık bana anlatacak yeni bir şey bulamıyorlar.."
Büyük bir heyecanla başlamıştım ancak büyük bir hayal kırıklığı oldu. Gerçeklikten oldukça kopuk neredeyse fantastik denecek bir kitap olmuş. Ne gerçek hayatta böyle bir erkek tanıyabilirsiniz ne böyle bir kadın ama olurda böyle bir kadınla karşılaşırsanız yapılacak en güzel iyilik ona iyi bir terapist bulmak olur.
Bu eski çağlarda kalmış saplantılı, hastalık derecesinde olan sevgi güzellemesi eser ne olursa olsun bana aşırı itici geliyor. Sağlıklı olanın da bu olduğunu düşünüyorum. Umarım bütün genç kızlar burda romantize edilmiş saplantılı aşkın iyi bir şeymiş gibi gösterilmesinden etkilenmeden bunun doğru bir şey olabileceği fikrinden uzak ve bilinçli bir şekilde okurlar.
Yanlarınndan el ele genç bir çift geçti. İkisi de geçiş boyunca onları izledi. Helen kitabı kapattı. Barış Bıçakçı okuyordu. Geçen çifti başıyla işaret etti Ferhan' a
"Şimdi buluşup geziyorlar, sonra evlenecekler, sonra da banyoları akıtacak."
Ferhan devamını getirdi.
"Şimdi bulup geziyorlar, sonra evlenecekler, sonra da aldıkları meyveleri yemeyecekler."
Yeşil ışık yandı. İlerlediler.