İçimdeki aşk ateşini söndürmeye gözümden su serpeyim istiyordum. Ama yangınım çok büyümüştü, gözyaşlarını söndürmeye yetmiyor, bilakis alevlerini çoğaltıyordu. Alevler çoğaldıkça gözlerim daha çok yaş döküyor, daha çok su serpilince alevler daha da büyüyor ve bu kısır döngü ile hem su hem de ateş aşkımın içinde büyüyorlardı. Gün gelecek gözyaşlarım beni boğacak diye düşünüyordum.
Beni aşkın yağmur olup yağdığı, zamanın aşka kurulduğu, aşkın zekat olarak verildiği coğrafyalara götürsünler istiyordum. Aşk ile yoğrulmak, aşktan yorulmak istiyordum.
Bir ömrü bu ideal uğruna yaşamak kaç kula nasip olur efendiler?!.. İşte bu yüzden Fuzuli gerçek aşkın aşığıdır. "Dünya halkına bir şiir sofrası açtım," der bir şiirinde ve devam eder. "O sofrada her türlü nimetlerin çeşit çeşit zevkleri vardır. Bana gelen misafir ister Türk, ister Arap, ister Acem olsun, asla mahcup olmam. Çünkü sofram o derece tamamdır. Kim isterse gelsin ve ne isterse yesin; bu nimet eksilmez."