Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Zeyno, Onur!" Burak bir anda balkondan kafasını uzattığında ikimizin de başı ona doğru döndü.
"Ya yine mi evlenme teklifi ediyorsun abi bıkmadın mı? Kabul etti kız işte, kabul etti! Evleneceksiniz, kabullen artık!"
Biliyorum ki hayat bizi ne şekilde nereye sürüklerse sürüklesin, her şeyin bir sebebi var. Yol ne kadar taşlarla dolu olsa da bizi güzel bir yere götürecek, buna inanın.
Günler geçer, yağmurlar diner, güneş batar, bir şeyler olur ve bazı insanlar ne olup bittiğini fark etmez. Hayat bu, yaşanır. Acılar çekilir, gözyaşları akıtılır, eller titrer ve bazı insanlar olup biten her şeye yalnızca dışarıdan bakıp, "Neden?" der. İçinde bir savaş kopar; oysa dışında tek bir saç telin bile titremiyordur. Bazı sarsılışlar kıpırdanmadan yaşanabilir çünkü. Bazı doğal afetler içte yaşanır, bazı yıkımlar içe doğru olur. Her şey dışarıda değildir, her şey somut olmak zorunda değildir. Her acı görünür olmak zorunda değildir. Her yaraya bir bant yapıştırılmaz. Dışarıdan görünmüyor diye yara yok değildir, acımıyor değildir, acıyordur... Hem de çok acıyordur. Susuyor olmamız konuşmadığımız anlamına gelmez. Bir söz var, çok severim... "Müziği duymayanlar dans edenleri deli sandı." Yaşadığımız her şey bir danstı aslında. Öfkenin, intikamın, acının, korkunun ve savaşın dansı. Müziği duyduk, dansa başladık, bir şeyler oldu, bunları biz yaşadık ve insanlar bizi deli sandı...