Öz Türkçe bir medeniyet dili yaratmak gerekliliği hakkındaki bu düşüncelerimi yazmaya beni sevk eden başlıca amil ta gençliğimde ruhumda doğmuş bir korkudur. Bu da Türk ırkının muhtelif zümrelerinin yavaş yavaş başka milletler tarafından temsil edilmesi ve bunun neticesinde gelecekte, bir gün yer yüzündeli Türkçe konuşan kavimlerin yok olması korkusudur
Heyecan ve neşeye, şefkat ve teşvike, ortada eğlencelere en ziyade muhtaç olan çocukluk günleri, bizde aksine olarak, hayatın en dar ve sıkıntılı zamanıdır.
İnsanı hayvandan ayıran bir alamet olan konuşma kabahat sayılıyor. Çok söylemek hafiflik alametidir. Aksine olarak, susmak, hele o vakar ve ağırbaşlılıkla birleşen susma, deha alametidir. Küçüklerin büyüklerin huzurunda söz söylemesi bağışlanamaz bir terbiyesizliktir. Kadınlarsa taş kesilmelidirler. Onların sesleri hiç işitilmemelidir. Kısacası, dilsiz olmak, bu acayip Doğu'nun başka bir idealidir. Onun içindir ki meclislerimiz, toplantılarımız her çeşit neşeden yoksun! Büyüklerimiz susmayı bir fazilet, bir akıl alameti sayar, küçüklerimiz söz söylemekten çekinirler. Hele kızlarımız, kadınlarımız söz söylemek yerine bir takım kızarmalar, bozarmalar, kekelemeler yaparak Allah'ın ve tabiatın kendilerine vermiş olduğu konuşma kudretinden faydalanamaz olmuşlardır.