Şu bir gerçektir ki, biz Profesörler, aldatıcı dış görünüşümüze karşın, iç âlemimizde bilgisizliklerle, yeteneksizliklerle, bencilliklerle, haset ve ihtiraslarla, dar görüşlülüklerle, aşağılık duygulariyle, çıkarcılıklar ve küçük hesaplarla, buna benzer olumsuzluklarla dolu ve bu nedenle vasat insan kertesini aşamamış kimselerizdir. Hiç kuşkusuz bütün bunlar «beşerî» olup insana özgü niteliklerdir. Fakat ne var ki insan denilen varlık müspet ve akılcı eğitim yolu ile bu olumsuzluklardan kurtulmağa ve kötü yönlerini yontmağa çalışır, çalıştıkça olgunlaşır. Biz Profesörler ise, başkalarından itibar ve saygınlık görmeyi doğal saydığımız için, buna gerek bulmayız. İnsanların bir kısmının Tanrı tarafından «akıllı» ve «bilgin», fakat çoğunluğun «cahil» yaratıldığına dair Kur’ân ve Hadîs Kaynağında yer alan ve yüz yıllar boyunca toplumumuzu bu inanç içerisinde tutan dinsel hükümler bizleri, yeryüzü yaratıklarının en kurnazı yapmıştır. Bu kurnazlık sayesinde yetersiz, bilgisiz ve çoğu kez iğrenç olan yönlerimizi gizlemesini, kendimizi «ağırdan» satmasını biliriz.