Büşra kalemci

Büşra kalemci
@BusrraKlmc
"Dünyanın sonu yok." diyoruz bazen. Elbette dünyanın sonu var. Ama biz bununla aslında " Dünya arzularının sonu yok." demek istiyoruz. Bize hep bu efsana anlatılır. Kaynaklar sınırlı, ihtiyaçlar sonsuzdur. Ekonomi bilimi, bu ikisi arasındaki dengeyi kurma işidir. Oysa insanların ihtiyaçları değil, arzuları sonsuzdur. İhtiyacın olandan daha fazlasına sahip olduğun da daha mutlu, tam ve mutmain olmuyorsun. Sahip olma arzun kamçılandıkça daha fazlasını istiyorsun. O en fazlaya ulaşman hiçbir zaman münkün değil. Çünkü arzular sonsuzdur ve sınırsız tatmin diye bir şey yoktur. Hep daha fazlasını istersin ve " Daha fazlasına sahip olamadım." diye kendini eksik, mutsuz ve tatminsiz hisedersin.
Reklam
Özünden bir şey eksildiğinde o eksiği tamamlamak için " özledim" diyorsun. Eksik olan şeye tekrar kavuşmak için hareket ettiğinde özlemiş oluyorsun. Özünde ne varsa yokluğunda onu özlüyorsun. Neye özlem duyuyorsan o senin özünü oluşturuyor.
Özümüzü aradığımız bir çağda yaşıyoruz. Öz-lüyoruz ama neyi özlediğimizi bilmiyoruz. Öz-lemenin öz-ümüzle ilgili olduğunun henüz farkında değiliz... Her şeyin yapay, plastik, sanal ve dijital hâle geldiği bir çağda insanın özünden bahsetmek deli saçması gibi görünüyor. İnsanı artık içindeki asıl, öz, cevher ve hakikat üzerinden değil, ona dışarıdan eklenen arazlar, aygıtlar, implatlar, avatarlar, kullanıcı adları, kodlar, algoritmalar üzerinden tanımlıyoruz. İnsanı makineleştirirken, makineleri insanlaştırmaya çalışıyoruz. Yapay zekâ yoluyla " insandan daha üstün, daha süper" şeyler yaptığımızı sanıyoruz. Bu "şeyler" in ne olduğunu ve başımıza neler açacağını konuşmak istemiyoruz. Çünkü artık özün değil; yansımanın, görüntünün, zahirin, dısallığın, yüzeyin hakim olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Büşra kalemci

, bir kitap okudu
Puan vermedi·80 syf.·
8 günde okudu
·
2025 13. kitabı
Seneca
7.9/10 · 14,6bin okunma
Sonsuza dek yaşayacak gibi yaşıyorsunuz, zayıflığınız aklınıza hiç gelmiyor, şimdiden ne çok zamanın geçip gittiğini göz önünde bunlundurmuyorsunuz; bir şeye veye birine adadığınız bir gün son gününüz olabilecekken yaşamınızı, tükenmez, dolu bir kaynaktan geliyormuş gibi harcıyorsunuz. Ölümlü olan her şeyden korkuyor, ölümsüz olan her şeyi arzuluyorsunuz. Bir çok kişinin şöyle dediğini işiteceksin: " Elli yaşına gelince inzivaya çekileceğim, atmışıncı yaşım beni tüm yükümlülüklerimden azat edecek." Peki, daha da uzun yaşayacağının güvencesini nereden alıyorsun? Bunun planladığın gibi olmasına kim izin verecek? Yaşamının geri kalan kısmını kendine ayırman ve iyi bir zihin yaratmaya sadece hiçbir işin yapılamayacağı bir dönemini adamak seni utandırmıyor mu? Son verilmesi gerektiği zaman geldiğinde yaşama başlamak için çok geçtir! Tüm planları ellinci ve altmışıncı yaşlara kadar ertelemek ve az kişinin ulaştığı bir noktada yaşama bağlanmayı isteyerek ölümlülüğü unutmak ne büyük aptallık!
Reklam