Nitekim öze güven (özgüven) demek ne kadar güçlü, ne kadar becerikli olduğunu bilmek değil; potansiyelinin ne olduğunu bilebilmektir. Çünkü kişi potansiyelinin ne olduğunu keşfettiğinde neyi yapabileceği kadar neyi yapamayacağını da bilir.
Ben başkalarının beklentileri doğrultusunda, onların bende beklentilerini gerçekleştirmek için yaşıyorum! Peki ben ne istiyorum? Ne istediğim kimsenin umrunda değil ve ben de ne istediğimi bilmiyorum. Öfkeli, gergin, stresli bir yolculuğun içindeyim. Hayat bu mu?
Ama kimi de var ki futbol maçını bir seyirci gibi tribünde seyrederek değil, sahada kan ter içinde kalarak, şevkle topun peşinde koşarcasına yaşar her ânını. Yağmur çamur olsa da, kazansa da kaybetse de hep sahadadır; o ânı tam anlamıyla yaşar. Şükür duygusu içerisindedir. Her güne kendi yaşamımda varım, kendi yolculuğumu yapıyorum, kıvancıyla başlar.
Duygularımız içimizdeki rehberin elçileridir. Öfke, hüzün, telaş, mutluluk, hayal kırıklığı, özlem; hepsi birer elçi ve bize bir mesaj vermeye çalışıyorlar.
Aklına gelenlerin farkında olup takılıp kalmama. Kendinizi bir nehir kenarında düşünün; gelen düşünceler, nehirde akıp giden tekneler. O teknelerin her birini fark etmek ama onlardan hiçbirine binip gitmemek gerek.